ترجمة معاني سورة القلم باللغة التركية من كتاب الترجمة التركية - مجمع الملك فهد
مجموعة من العلماء
آية رقم 1
ﮉﮊﮋﮌﮍ
ﮎ
Nûn. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına
آية رقم 2
ﮏﮐﮑﮒﮓ
ﮔ
andolsun ki (Rasûlüm), sen Rabbinin nimeti sayesinde mecnun değilsin.
آية رقم 3
ﮕﮖﮗﮘﮙ
ﮚ
Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir mükâfat vardır.
آية رقم 4
ﮛﮜﮝﮞ
ﮟ
Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.
آية رقم 5
ﮠﮡ
ﮢ
Yakında sen de göreceksin, onlar da.
آية رقم 6
ﮣﮤ
ﮥ
Hanginizde delilik olduğunu.
آية رقم 7
Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir, hidayete erenleri de en iyi bilen O'dur.
آية رقم 8
ﯓﯔﯕ
ﯖ
O halde, (hakikati) yalan sayanlara boyun eğme!
آية رقم 9
ﯗﯘﯙﯚ
ﯛ
Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
آية رقم 10
ﯜﯝﯞﯟﯠ
ﯡ
(Rasûlüm!) Alabildiğine yemin eden, kimselerden hiçbirine, sakın boyun eğme.
آية رقم 11
ﯢﯣﯤ
ﯥ
Aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan lâf götürüp getiren,
آية رقم 12
ﯦﯧﯨﯩ
ﯪ
iyiliği hep engelleyen, mütecâviz, günaha dadanmış,
آية رقم 13
ﯫﯬﯭﯮ
ﯯ
kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış
آية رقم 14
ﯰﯱﯲﯳﯴ
ﯵ
mal ve oğulları vardır diye,
آية رقم 15
Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, ( öncekilerin masalları ) der.
آية رقم 16
ﯾﯿﰀ
ﰁ
Biz yakında onun burnuna damga vuracağız (kibirini kırıp rezil edeceğiz)
آية رقم 17
Biz, vaktiyle bahçe sahiplerine belâ verdiğimiz gibi, onlara da belâ verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi.
آية رقم 18
ﭜﭝ
ﭞ
Onlar istisna da etmiyorlardı.
آية رقم 19
Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sarıverdi de,
آية رقم 20
ﭧﭨ
ﭩ
bahçe kapkara kesildi.
آية رقم 21
ﭪﭫ
ﭬ
(Beri tarafta ise) onlar, sabah olurken, birbirlerine seslendiler.
آية رقم 22
Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsûlünüzün başına gidin! diye
آية رقم 23
ﭵﭶﭷ
ﭸ
fısıldaşa fısıldaşa yola koyuldular.
آية رقم 24
ﭹﭺﭻﭼﭽﭾ
ﭿ
Derken: Aman, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın! Diye.
آية رقم 25
ﮀﮁﮂﮃ
ﮄ
(Evet, yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.
آية رقم 26
ﮅﮆﮇﮈﮉ
ﮊ
Fakat bahçeyi gördüklerinde: Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler.
آية رقم 27
ﮋﮌﮍ
ﮎ
Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!
آية رقم 28
İçlerinden en makul olanı şöyle dedi: Ben size «Rabbinizi tesbih etsenize» dememiş miydim?
آية رقم 29
ﮗﮘﮙﮚﮛﮜ
ﮝ
Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler.
آية رقم 30
ﮞﮟﮠﮡﮢ
ﮣ
Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar.
آية رقم 31
ﮤﮥﮦﮧﮨ
ﮩ
(Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz.
آية رقم 32
Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Râbbimizi (O'nun hoşnutluğunu) arzuluyoruz.
آية رقم 33
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
آية رقم 34
ﯡﯢﯣﯤﯥﯦ
ﯧ
Şu da muhakkak ki, takvâ sahipleri için Rableri katında nimetleri bol cennetler vardır.
آية رقم 35
ﯨﯩﯪ
ﯫ
Öyle ya, (Allah'a) teslimiyet gösterenleri , (o) günahkârlar gibi tutar mıyız hiç?
آية رقم 36
ﯬﯭﯮﯯ
ﯰ
Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?
آية رقم 37
ﯱﯲﯳﯴﯵ
ﯶ
Yoksa size ait bir kitap var da, (bu bâtıl inanışları) onda mı okuyorsunuz?
آية رقم 38
ﯷﯸﯹﯺﯻ
ﯼ
Onda, beğendiğiniz her şey sizin için mutlaka vardır (diye mi yazılı)?
آية رقم 39
Yoksa, «ne hükmederseniz mutlaka sizindir» diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?
آية رقم 40
ﰊﰋﰌﰍ
ﰎ
Sor onlara: Bu iddiayı onların hangisi savunacak?
آية رقم 41
Yoksa ortakları mı var onların? Sözlerinde doğru iseler, hadi getirsinler ortaklarını!
آية رقم 42
O gün incikler açılır ve secdeye davet edilirler; fakat buna güç getiremezler.
آية رقم 43
Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı).
آية رقم 44
(Rasûlüm!) Sen bu sözü (Kur'an'ı) yalan sayanı bana bırak (kendini üzme). Biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştıyoruz.
آية رقم 45
ﭪﭫﭬﭭﭮﭯ
ﭰ
Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım çok sağlamdır!
آية رقم 46
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
آية رقم 47
ﭹﭺﭻﭼﭽ
ﭾ
Yahut gaybın bilgisi onların nezdinde de, onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?
آية رقم 48
Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti.
آية رقم 49
Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı o, mutlaka, kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.
آية رقم 50
ﮖﮗﮘﮙﮚ
ﮛ
Fakat ardından, Rabbi onu seçti (vahiy verdi) ve onu sâlihlerden kıldı.
آية رقم 51
İnkâr edenler Zikr'i (Kur'an ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâlâ da (kin ve hasetlerinden:) «Hiç şüphe yok o bir delidir» derler.
آية رقم 52
ﮩﮪﮫﮬﮭ
ﮮ
Oysa o (Kuran), âlemler için ancak bir öğüttür.
تقدم القراءة