سورة الشعراء

الترجمة التركية - مجمع الملك فهد

الترجمة التركية - مجمع الملك فهد kitabından التركية dilinde Şuara Suresi suresinin çevirisi

الترجمة التركية - مجمع الملك فهد

الناشر

مجمع الملك فهد

Üstelik (ona) «yalandır» derler, fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.
Firavun'un kavmine. Hâlâ (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar?
Musa şöyle dedi: Rabbim! Doğrusu, beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum.
Onların bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum.
Allah buyurdu: Hayır (seni asla öldüremezler)! İkiniz mucizelerimizle gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.
(Kendisine Allah'ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?
Mûsâ da demişti ki: "Ben onu o zaman cahillerden biri olarak, bilmeyerek yapmıştım."
Musa cevap verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.
Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.
Musa devamla şunu söyledi: Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.
Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ apaçık koca bir yılan (oluvermiş).
Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!
Etrafındakiler de ona şöyle demişlerdi: "Onu ve kardeşini alıkoy ve şehirlere toplayıcı görevliler gönder.
Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde biraraya getirildi.
Halka: Siz de toplanıyor musunuz (haydi hemen toplanın), denildi. 
Firavun cevap verdi: Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden de olacaksınız.
Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve: Firavun'un kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz, dediler.
Verse 46
(Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz. Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!
Verse 54
«Esasen bunlar, sayıları az, bölük pörçük bir cemaattır.»
Verse 55
«(Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmişlerdir.»
Verse 56
«Biz ise, elbette uyanık (ve yek vücut) bir cemaatız.» (diyor ve dedirtiyordu).
Verse 57
Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pınarlardan, çıkardık.
Verse 58
Hâzinelerden ve değerli bir yerden çıkardık.
Verse 60
Derken (Firavun ve adamları) gün doğumunda onların ardına düştüler.
İbrahim: Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?
İbrahim dedi ki: İyi ama,neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?
İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur);
Verse 90
(O gün) cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırılır.
Verse 94
Artık onlar, o azgınlar toptan oraya tepetaklak (cehenneme) atılırlar
Verse 104
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Verse 107
Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Verse 108
Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Verse 110
Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Onlar şöyle cevap verdiler. Sana düşük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç! 
Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde (taşıyarak) kurtardık.
Verse 122
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Verse 123
Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Verse 125
Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Verse 126
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Verse 128
Siz her yüksek yere bir alâmet (köşk) dikerek eğleniyor musunuz?
Verse 129
Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?
Verse 130
Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?
Verse 131
Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
Verse 132
Bildiğiniz şeyleri size veren, (Allah'a karşı gelmek) den sakının.
Verse 133
Size nimetler (davarlar), oğullar, ihsan eden
Verse 137
Bu, öncekilerin geleneğinden (masallarından) başka bir şey değildir.
Verse 140
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Verse 141
Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Verse 143
Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Verse 144
Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Verse 148
ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında
Verse 149
(Böyle sanıp) dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup yapıyorsunuz).
Salih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi.
Verse 157
Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
Verse 159
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 
Verse 162
Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Verse 163
Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Onlar şöyle dediler: Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın!
Verse 169
Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar.
Verse 170
Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
Verse 171
Ancak yaşlı bir kadın dışında O, geride kalanlardan (oldu).
Üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki... Uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) yağmuru ne de kötü!
Verse 175
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Şuayb onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Verse 178
Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Verse 179
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Verse 191
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Verse 196
O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.
Verse 202
İşte bu (azap) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
Verse 203
O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.
Verse 204
(Durmadan mucize talebiyle) onlar bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlardı?
Verse 205
Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatıp nimetlerden faydalandırsak,
Biz hiçbir memleketi, (gönderdiğimiz) uyarıcıları (peygamberleri) olmadan yok etmemişizdir.
Verse 212
Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
Verse 217
Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
Verse 219
Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor).
Verse 220
Her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilen, muhakkak ki O'dur.
Verse 223
Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.
Verse 224
Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyarlar.
تقدم القراءة