الترجمة التركية للمختصر في تفسير القرآن الكريم kitabından التركية dilinde Tur Suresi suresinin çevirisi
الترجمة التركية للمختصر في تفسير القرآن الكريم
الناشر
مركز تفسير للدراسات القرآنية
Verse 1
ﮞ
ﮟ
Yüce Allah, Musa -aleyhisselam- ile konuştuğu yer olan, Tur dağı adına yemin etmiştir.
Verse 2
ﮠﮡ
ﮢ
Ve yazılmış kitaba (Ku'an-ı Kerim'e) yemin etmiştir.
Verse 3
ﮣﮤﮥ
ﮦ
Önceden indirilmiş kitaplarda olduğu gibi yayılmış sahifeler içinde.
Verse 4
ﮧﮨ
ﮩ
Yüce Allah, meleklerin gökyüzünde Allah'a ibadet ederek imar ettikleri eve yemin etmiştir.
Verse 5
ﮪﮫ
ﮬ
Yerin tavanı olan yükseltilmiş göğe yemin etmiştir.
Verse 6
ﮭﮮ
ﮯ
Yüce Allah, su ile dolu denize yemin etmiştir.
Verse 7
ﮰﮱﯓﯔ
ﯕ
-Ey Rasûl!- Rabbinin azabı kâfirler üzerine mutlaka vuku bulacaktır, bunda hiç şüphe yoktur.
Verse 8
ﯖﯗﯘﯙ
ﯚ
Onlardan bunu defedecek ve gerçekleşmesine mani olacak hiçbir şey yoktur.
Verse 9
ﯛﯜﯝﯞ
ﯟ
O gün gök hareket eder, kıyametin gelişini çalkalanarak haber verir.
Verse 10
ﯠﯡﯢ
ﯣ
Dağlar yerlerinden hareket edip yürür.
Verse 11
ﯤﯥﯦ
ﯧ
Yalanlayanların hüsrana ve helâka uğrayacak olmalarından dolayı vay onların hallerine! Zira Yüce Allah o günde kâfirleri azabı ile tehdit etmiştir.
Verse 12
ﯨﯩﯪﯫﯬ
ﯭ
Onlar daldıkları batıl içinde oyalanıp duranlardır. Onlar yeniden dirilecek olmalarını önemseyip, umursamazlar.
Verse 13
ﯮﯯﯰﯱﯲﯳ
ﯴ
O gün zor kullanarak itile kakıla Cehennem ateşine atılacaklardır.
Verse 14
ﯵﯶﯷﯸﯹﯺ
ﯻ
Azarlamak için onlara şöyle denilir: "Rasûlleriniz sizi kendisi ile korkuttuğu halde işte bu yalanlayıp durduğunuz ateşin ta kendisidir."
Verse 15
ﭑﭒﭓﭔﭕﭖ
ﭗ
Gözlerinizle apaçık gördüğünüz azap da mı sihirdir? Yoksa siz onu görmüyor musunuz?
Verse 16
Bu ateşin sıcaklığını ve acısını tadın. Onun sıcaklığına ister sabredin ister sabretmeyin; sizin için birdir. Bugün sabretseniz de sabretmeseniz de dünyada işlemiş olduğunuz küfür ve günahların karşılığına çarptırılacaksınız.
Verse 17
ﭦﭧﭨﭩﭪ
ﭫ
Emirlerini yerine getirip, yasaklarından sakınarak Rablerine karşı takva sahibi olanlar Cennetler ve kesintiye uğramayacak büyük nimetler içindedirler.
Verse 18
Yüce Allah'ın kendilerine vermiş olduğu yiyecek, içeçek ve evlilikten alacakları lezzetlerin sefasını sürerler. Rableri -Subhanehu ve Teâlâ- onları alevli ateşin azabından korur. Talep ettikleri lezzetli şeyleri elde ederek ve sıkıntı verecek şeylerden de korunarak kazançlı çıkarlar.
Verse 19
ﭵﭶﭷﭸﭹﭺ
ﭻ
Onlara şöyle denilir: "Canınızın çektiği şeylerden afiyetle yiyip için. Dünyada yapmış olduğunuz güzel amellerinizin karşılığı olarak, yiyip içtiğiniz şeylerin bir eziyet ve zarar vermesinden korkmayın."
Verse 20
Karşılıklı sıra sıra dizilmiş süslenmiş koltuklara oturmuşlardır. Ve onları iri gözlü beyaz tenli kadınlarla (huriler) onları evlendiririz.
Verse 21
İman edenleri ve iman etmede onlara tabi olan evlatlarını onlarla bir araya getirdik ki gönülleri rahatlasın. Velev ki amelleri bu dereceye ulaşmasa bile, onların amellerinin sevaplarından da bir şey eksiltmedik. Her insan, kendi yapıp kazanmakta olduğu kötü amele karşılık rehindir, hiçbir kimse onun amelinden bir şeyi yüklenemez.
Verse 22
ﮚﮛﮜﮝﮞ
ﮟ
Cennet ehline canlarının çektiği çeşit çeşit meyvelerden ve etlerden bol bol verdik.
Verse 23
Cennet'te birbirilerine kadeh sunarlar. Dünyada içildiğinde sarhoşluk vermesi sebebiyle meydana gelen günah ve batıl söz söyleme sonucunu doğurmaz.
Verse 24
Hizmetlerine sunulmuş gençler etraflarında dolanıp dururlar. Sanki onlar ciltlerinin beyazlığı ve temizliğinden dolayı kabuğunda saklı inci gibidirler.
Verse 25
ﯓﯔﯕﯖﯗ
ﯘ
Cennetlikler birbirlerine dönüp dünyadaki hallerini birbirilerine sorarlar.
Verse 26
Birbirlerine şöyle cevap verirler: "Şüphesiz biz, dünyada ailemizin yanındayken Yüce Allah'ın azabından korkardık."
Verse 27
ﯡﯢﯣﯤﯥﯦ
ﯧ
"Allah, İslam'a hidayet ederek bize lütufta bulundu ve şiddetli azaptan bizleri korudu."
Verse 28
Bizler, dünya hayatında O'na ibadet ediyorduk. Cehennem azabından bizi koruması için O'na dua ediyorduk. O kullarına karşı vadettiği hususlarda sadık ve ihsan sahibidir. Onlara karşı çok merhametlidir. Bize olan rahmeti ve ihsanından dolayı bizleri imana erdirdi. Bizleri Cennet'e koydu ve Cehennem'den uzaklaştırdı.
Verse 29
-Ey Rasûl!- Sen Kur'an ile öğüt ver. Allah'ın sana bahşetmiş olduğu iman ve akıl sebebiyle sen kâhin değilsin. Sana görünen cinler vardır ve sen deli de değilsin.
Verse 30
Yoksa bu yalanlayanlar şöyle mi diyorlar?: "Muhammed rasûl değildir, bilâkis o şairdir. Ölümün onu kıskıvrak yakalamasını bekliyoruz ki, ondan kurtulalım."
Verse 31
ﰄﰅﰆﰇﰈﰉ
ﰊ
-Ey Rasûl!- Onlara de ki: "Ölümümü bekleyin, ben de beni yalanlamanızdan dolayı başınıza gelecek azabı bekliyorum."
Verse 32
"Şüphesiz o kâhin ve delidir." sözlerini onlara akılları mı emrediyor? Bir kişide bir arada bulunması mümkün olmayan şeyleri bir araya getirmeye çalışıyorlar. Bilâkis onlar, haddi aşan bir topluluktur. Dine ve sahih akla dönmezler.
Verse 33
Yoksa onlar; Muhammed bu Kur'an'ı kendisi uydurdu, bunlar ona vahyolmadı mı diyorlar? Kur'an'ı o uydurmadı, bilâkis onlar ona iman etme hususunda kibirleniyorlar. Buna rağmen hâlâ onu uydurdu diyorlar.
Verse 34
ﭣﭤﭥﭦﭧﭨ
ﭩ
Eğer onun uydurma olduğunu iddia ettiklerinde sadık iseler, uydurma da olsa onun misli bir söz getirsinler!
Verse 35
Yoksa onlar kendilerini yaratan bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa onlar kendilerini mi yarattılar? Yaratıcı olmadan mahlûkatın olması imkansızdır. Hiçbir mahlûk yaratamaz. O halde neden kendilerini yaratana ibadet etmiyorlar?
Verse 36
Yoksa, gökleri ve yeri onlar mı yarattı? Hayır! Yüce Allah'ın, onların yaratıcısı olduğuna yakinen iman etmiyorlar. Şayet gerçekten iman etmiş olsalardı O'nu birler ve Rasûllerine iman ederlerdi.
Verse 37
Yoksa, Rabbinin rızık hazineleri onların yanında mıdır ki dilediklerini bağışlasınlar? Peygamberliği de dilediklerine verip dilediklerine de engel olup vermesinler. Yoksa onlar dilediği gibi tasarruf eden hakimiyet sahibi kimseler midir?
Verse 38
Yoksa onların gökyüzüne yükseldikleri bir merdivenleri mi var da; orada Yüce Allah'ın onların hak olduğuna dair vahyini mi duydular? Onlardan kim bu vahyi duyduysa, hak üzerine olduklarına dair kendilerini tasdik eden apaçık delilleri getirsin.
Verse 39
ﮏﮐﮑﮒﮓ
ﮔ
O kötü gördüğünüz kızlar, Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın da; sevdiğiniz erkek çocukları sizin mi?
Verse 40
-Ey Rasûl!- Yoksa sen Rabbinden tebliğ ettiğin şeyler karşılığında onlardan bir ücret istiyorsun da, bundan dolayı onlar taşımaya güç yetiremedikleri bir borcun altına mı giriyorlar?
Verse 41
ﮝﮞﮟﮠﮡ
ﮢ
Yoksa gayp ilmi onların yanında da, gayptan bildiklerini insanlar için yazıyorlar ve onlara gayptan dilediklerini mi haber veriyorlar?
Verse 42
Yoksa bu yalanlayanlar sana ve içinde bulunduğun dine tuzak mı kurmak istiyorlar? Yüce Allah'ı ve Rasûlünü küfredenlerin kendisi tuzağa düşenlerdir, sen değilsin.
Verse 43
Yoksa onların Yüce Allah'tan başka hak ilahları mı var? Yüce Allah, onların zatına nispet ettikleri ortaklardan münezzeh ve yücedir.
Verse 44
Eğer gökten bir parça düştüğünü görseler; “Bunlar her zaman olduğu gibi üst üste yığılmış bulutlardır.” derler. Bundan öğüt almaz ve iman da etmezler.
Verse 45
-Ey Rasûl!- Azap görecekleri günlerine ulaşıncaya kadar onları inkâr ve inatları üzerine bırak. O gün kıyamet günüdür.
Verse 46
Az ya da çok o gün kurdukları tuzakları kendilerinden bir şey def edemez ve azaptan kurtarılmak için de onlara yardım edilmez.
Verse 47
Şirk ve günahlar ile kendilerine zulmedenler ahiret azabından önce dünya hayatında ölüm ve esir alınır, berzah aleminde de kabir azabına uğrarlar. Ancak onların çoğu bunu bilmezler. Bundan dolayı küfürleri üzerine devam ederler.
Verse 48
-Ey Rasûl!- Rabbinin emrine ve şer'î hükmüne sabret. Şüphesiz ki, sen gözümüzün önünde ve korumamız altındasın. Uykudan uyandığında Rabbini hamd ile tespih et.
Verse 49
ﰋﰌﰍﰎﰏ
ﰐ
Gecenin bir kısmında Rabbini tespih et, O'na dua et ve sabah namazını yıldızlar battıktan sonra gündüzün ışığı (fecrin doğuşu) ile kıl.
تقدم القراءة