الترجمة التركية للمختصر في تفسير القرآن الكريم kitabından التركية dilinde Kalem Suresi suresinin çevirisi
الترجمة التركية للمختصر في تفسير القرآن الكريم
الناشر
مركز تفسير للدراسات القرآنية
Verse 1
ﮉﮊﮋﮌﮍ
ﮎ
(Nun) Bu hususta benzer bir açıklama Bakara Suresi'nin başında zikredilmiştir. Allah, kaleme ve insanların kalemleriyle yazdıklarına yemin etmiştir.
Verse 2
ﮏﮐﮑﮒﮓ
ﮔ
-Ey Rasûl!- Allah’ın sana verdiği peygamberlik nimetiyle delirmiş değilsin. Sen, müşriklerin iftira ettiği delilikten çok uzaksın.
Verse 3
ﮕﮖﮗﮘﮙ
ﮚ
Şüphesiz insanlara bu mesajı taşımandan ötürü çektiğin çileye karşılık sana kesintisiz ve hiç kimseye onun için minnet etmeyeceğin bir mükâfat vardır.
Verse 4
ﮛﮜﮝﮞ
ﮟ
Şüphesiz sen, Kur’an’ın getirdiği çok büyük bir ahlâk üzeresin. Onun içinde bulunanları en eksiksiz şekilde ahlâk edinmişsin.
Verse 5
ﮠﮡ
ﮢ
Sende göreceksin, o yalanlayanlar da görecekler.
Verse 6
ﮣﮤ
ﮥ
Hakikat ortaya çıktığı zaman hanginizin delirmiş olduğu ortaya çıkacak.
Verse 7
-Ey Rasul!- Şüphesiz Rabbin; yolundan sapanları da, o yolu bulmuş olanları da çok iyi biliyor. Ayrıca onların yoldan sapmış kimselerden olduğunu ve senin de onun doğru yolu üzerine olduğunu da çok iyi biliyor.
Verse 8
ﯓﯔﯕ
ﯖ
-Ey Rasul!- Sakın senin getirdiklerini yalanlayanlara itaat etme!
Verse 9
ﯗﯘﯙﯚ
ﯛ
Din adına onlara yumuşak davranmanı ve iyilik yapmanı arzu ederler ki, böylece onlar da sana yumuşak davranıp iyilik yapsınlar.
Verse 10
ﯜﯝﯞﯟﯠ
ﯡ
Yalan yere çokça yemin eden hakir kimseye asla itaat etme!
Verse 11
ﯢﯣﯤ
ﯥ
İnsanların çokça arkasından konuşan, bolca laf taşıyarak aralarını açan kimseye.
Verse 12
ﯦﯧﯨﯩ
ﯪ
Hayra çokça mani olan; insanların mallarına, ırzlarına ve canlarına kast eden, çok günah ve suç sahibi kimseye.
Verse 13
ﯫﯬﯭﯮ
ﯯ
Sert, hoyrat ve kavmiyle sözde bir bağı olan kimseye.
Verse 14
ﯰﯱﯲﯳﯴ
ﯵ
Serveti ve evlatları olması sebebiyle kibirlenip Allah’a ve Rasûlüne iman etmedi.
Verse 15
Ona ayetlerimiz okunduğu zaman şöyle der: “Bunlar öncekilerin yazdığı hurafelerdir.”
Verse 16
ﯾﯿﰀ
ﰁ
Biz onun burnuna, onu lekeleyen ve ona yapışıp kalan bir alamet koyacağız.
Verse 17
Meyvelerden fakirlerin yememesi için bahçelerinin meyvelerini sabah vakti alelacele toplayacaklarına dair yemin eden bahçe sahiplerini imtihan ettiğimiz gibi, o müşrikleri de kıtlık ve açlıkla imtihan ettik.
Verse 18
ﭜﭝ
ﭞ
Ettikleri yeminlerinde (inşallah) diyerek bir istisna da yapmıyorlardı.
Verse 19
Allah Teâlâ da onlara bir ateş gönderdi. Sahiplerinin uykuda olduğu esnada bahçelerini yutuveren o ateşi uzaklaştıramadılar.
Verse 20
ﭧﭨ
ﭩ
Bahçeleri bir anda kapkaranlık gece gibi simsiyah oldu.
Verse 21
ﭪﭫ
ﭬ
Sabah vakti birbirlerine seslendiler.
Verse 22
Şöyle diyorlardı: "Eğer meyveleri toplayacaksanız fakirler gelmeden, mahsulünüz için bir an önce yola çıkın.''
Verse 23
ﭵﭶﭷ
ﭸ
Birbiriyle kısık bir sesle konuşarak alelacele mahsullerinin yanına gittiler.
Verse 24
ﭹﭺﭻﭼﭽﭾ
ﭿ
Birbirlerine şöyle diyorlardı: “Bahçede sizin yanınıza hiçbir fakir kesinlikle girmesin.''
Verse 25
ﮀﮁﮂﮃ
ﮄ
Fakirlerin meyvelerinden almalarını engellemek için kararlı bir halde sabahın ilk vaktinde gittiler.
Verse 26
ﮅﮆﮇﮈﮉ
ﮊ
Bahçeyi yanmış olarak gördüklerinde birbirlerine şöyle dediler: “Biz bahçenin yolunu şaşırdık.”
Verse 27
ﮋﮌﮍ
ﮎ
Bilâkis, fakirleri engellemeye dair bizden sadır olan karardan ötürü bahçenin meyvelerini toplamaktan mahrum bırakıldık.
Verse 28
Aralarından en iyi olanı dedi ki: "Yoksulları mahsulden mahrum etme kararını verdiğiniz zaman size; Allah’ı tesbih edip, O'na tövbe etmeyecek misiniz demedim mi?"
Verse 29
ﮗﮘﮙﮚﮛﮜ
ﮝ
Dediler ki: “Rabbimiz! Seni tenzih ederiz. Şüphesiz biz, bahçelerimizin meyvelerinden yoksulları mahrum etmeye karar verdiğimizde, kendi nefislerimize zulmeden zalim kimselerdendik.”
Verse 30
ﮞﮟﮠﮡﮢ
ﮣ
Sonra da birbirlerini kınamaya başladılar.
Verse 31
ﮤﮥﮦﮧﮨ
ﮩ
Pişmanlık içinde şöyle dediler: ''Yazıklar olsun bizlere! Yoksulları haklarından mahrum bırakmamız sebebiyle biz haddi aşmış kimselerdik.''
Verse 32
Umulur ki, Rabbimiz bize bu bahçeden daha hayırlısını verir. Biz, bir tek Rabbimizi arzuluyor, O'ndan bağışlanma diliyor ve O'ndan hayır istiyoruz.
Verse 33
İşte böyle, rızıktan mahrum bırakan azap gibi, bize asi olanlara azap ederiz. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. O azabın şiddetini ve devamlılığını keşke biliyor olsalardı.
Verse 34
ﯡﯢﯣﯤﯥﯦ
ﯧ
Şüphesiz emirlerini yerine getirip, yasaklarından sakınarak Allah’a karşı takvalı olanlar için Rablerinin katında, içinde bolluğun olduğu nimetleri hiç kesilmeyen Cennetler vardır.
Verse 35
ﯨﯩﯪ
ﯫ
Mekke halkından müşriklerin iddia ettikleri gibi, ceza verirken hiç Müslümanlarla kâfirleri bir tutar mıyız?
Verse 36
ﯬﯭﯮﯯ
ﯰ
-Ey müşrikler!- Size ne oluyor da bu adaletsiz çarpık hükmü veriyorsunuz?
Verse 37
ﯱﯲﯳﯴﯵ
ﯶ
Yoksa sizin, içinde itaat edenlerin ve günahkârların eşit olduğunu okuduğunuz bir kitabınız mı var?
Verse 38
ﯷﯸﯹﯺﯻ
ﯼ
Bu kitapta, ahirette kendiniz için beğenip seçtiğiniz şeyler mi yazılı?
Verse 39
Yoksa kendiniz için ne hüküm verirseniz size verilecektir diye yeminlerle pekiştirilmiş olarak size verdiğimiz sözlerimiz mi var?
Verse 40
ﰊﰋﰌﰍ
ﰎ
-Ey Peygamber!- Bunu söyleyenlere hangisinin bunu savunacağını sor?
Verse 41
Yoksa onların Mü'minlere verilecek karşılığın aynısını kendilerine de verecek Allah’tan başka ortakları mı var? Onların Mü'minlere verilecek karşılığın aynısının kendilerine de vereceği hakkında ileri sürdükleri iddiaları doğru ise; haydi ortaklarını çağırıp, getirsinler bakalım.
Verse 42
Kıyamet günü korku ve dehşet ortaya çıkar. Rabbimiz baldırını açar ve insanlar secde etmeye çağırılırlar. Mü'minler secde eder, fakat kâfirler ve münafıklar öylece kalıp, secde etmeye güç yetiremezler.
Verse 43
Bakışları utanç içinde, onları zillet ve pişmanlık kaplamış bir haldeydiler. Oysa onlar dünyada bugün içinde bulundukları halden selamette iken onlardan Allah’a secde etmeleri istenmişti.
Verse 44
-Ey Rasûl!- Sana indirilmiş bu Kur’an’ı yalanlayanları bana bırak. Bunun onlar için bir tuzak ve aldatma olduğunun farkına varmadan onları yavaş yavaş azaba doğru süreceğim.
Verse 45
ﭪﭫﭬﭭﭮﭯ
ﭰ
Günahlarında ısrar etmelerinde onlara mühlet vereceğim. Şüphesiz benim tuzağım kâfirlere ve yalanlayanlara karşı çok güçlüdür. Benden asla kaçamazlar ve cezalandırmamdan kurtulamazlar.
Verse 46
-Ey Rasûl!- Onları davet ettiğin şeye karşılık onlardan bir mükâfat mı istiyorsun ki; bu yüzden çok ağır bir yük taşıyorlar da, bu da onların senden yüz çevirmesine sebep oluyor? Oysa durum bunun tam aksinedir. Sen onlardan bir mükâfat istemiyorsun. Öyleyse sana tabi olmalarına engel olan nedir?
Verse 47
ﭹﭺﭻﭼﭽ
ﭾ
Yoksa gayb ilmine sahipler de, hoşlarına giden ve sana karşı delil olarak sundukları şeyleri onlar mı yazıyorlar?
Verse 48
-Ey Peygamber!- Rabbinin bir aldatma olarak onlara mühlet verilmesi hükmüne sabret. Sakın balığın arkadaşı kavmine gücenen Yunus -aleyhisselam- gibi olma! Hani denizin ve balinanın karnının karanlığı içinde sıkıntılı bir halde Rabbine seslenmişti.
Verse 49
Şayet Allah'ın Rahmeti onu bulmasaydı, balık onu ıssız bir toprak parçasına kınanmış bir halde atmış olacaktı.
Verse 50
ﮖﮗﮘﮙﮚ
ﮛ
Oysa Rabbi onu seçti ve onu salih kullarından biri kıldı.
Verse 51
Allah'a karşı kâfir olan ve Rasûlünü yalanlayanlar, sana indirilmiş olan bu Kur’an’ı işittikleri zaman bakışlarının keskinliğinin şiddetinden neredeyse bakışlarıyla seni yere yıkacaklardı. -Arzularına uyarak ve haktan yüz çevirerek- şöyle diyorlardı: "Bunu getiren Rasûl kesinlikle bir delidir.''
Verse 52
ﮩﮪﮫﮬﮭ
ﮮ
Oysa sana indirilmiş olan bu Kur’an, insanlar ve cinlere bir öğüt ve hatırlatmadan başka bir şey değildir.
تقدم القراءة