الترجمة التركية للمختصر في تفسير القرآن الكريم kitabından التركية dilinde Saffet Suresi suresinin çevirisi
الترجمة التركية للمختصر في تفسير القرآن الكريم
الناشر
مركز تفسير للدراسات القرآنية
Verse 1
ﭑﭒ
ﭓ
Yüce Allah, sıkı saflar halinde kendisine ibadet etmek için saf tutan meleklere yemin etmiştir.
Verse 2
ﭔﭕ
ﭖ
Bulutları, Allah'ın yağmuru yağdırmak istediği yere sürüp sevk eden meleklere yemin etmiştir.
Verse 3
ﭗﭘ
ﭙ
Allah'ın kelâmını okuyan meleklere yemin etmiştir.
Verse 4
ﭚﭛﭜ
ﭝ
Ey insanlar! Şüphesiz hak olan mabudunuz tektir, birdir. O, hiçbir ortağı olmayan Yüce Allah'tır.
Verse 5
Göklerin, yerin, bu ikisi arasında bulunanların ve bütün sene içinde Güneş'in doğduğu ve battığı yerlerin de Rabbidir.
Verse 6
ﭦﭧﭨﭩﭪﭫ
ﭬ
Biz; yeryüzüne en yakın göğü, bakıldığında pırıl pırıl parlayan mücevherler gibi gözüken yıldızlarla süsledik.
Verse 7
ﭭﭮﭯﭰﭱ
ﭲ
Biz dünya semasını itaatten çıkan kovulmuş asi bütün Şeytanlar'dan yıldızlarla koruduk. Bu yıldızlarla bu Şeytanlar taşlanır.
Verse 8
Bu Şeytanlar, meleklerin gökte birbirleri ile Allah'ın meleklere vahyettiği şeriatı ve kaderi ile ilgili emirlerini konuştukları zaman dinlemeye muktedir olamayacaklardır. Her taraftan Şeytanlar gök taşları ile taşlanırlar.
Verse 9
ﭽﭾﭿﮀﮁ
ﮂ
Onları dinlemekten kovulup uzaklaştırılırlar. Ahirette onlar için kesintisiz elem dolu bir azap vardır.
Verse 10
Meleklerin görüşüp müzakere ettikleri ve bilgisi yeryüzündekilere henüz ulaşmayan sözü Şeytanlar'dan kapan olursa, onu parlar bir alev izleyip yakar kül eder. Bazen Şeytan, kaptığı o kelimeyi alev onu yakmadan önce kardeşlerine aktarır ve böylelikle kâhinlere ulaşır. Kâhinler bu söze yüz yalan katarak (gaybı bildiklerini) iddia ederler.
Verse 11
Ey Muhammed! Ölümden sonra tekrar dirilmeyi inkâr eden kâfirlere bedenleri ve uzuvlarının, yarattığımız göklerden, yerden ve meleklerden daha büyük ve kuvvetli olduğunu kendilerine sor. Şüphesiz biz, onları yapışkan bir çamurdan yarattık. Nasıl olur da öldükten sonra tekrar dirilmeyi inkâr ediyorlar? Hâlbuki kendileri zayıf yapışkan çamurdan yaratılmışlardır.
Verse 12
ﮙﮚﮛ
ﮜ
Ey Muhammed! Belki sen Allah'ın kudretine ve yarattıklarının işlerini idare etmesine hayret ediyorsun. Aynı zamanda müşriklerin ölümden sonra tekrar dirilmeyi yalanlamalarına da hayret ediyorsun. Onlar kıyameti şiddetli bir şekilde yalanlamakta ve bu hususta senin söylediklerinle alay etmektedirler.
Verse 13
ﮝﮞﮟﮠ
ﮡ
Bu müşriklere öğüt verildiği zaman kalplerinin katılığından dolayı ondan öğüt alıp faydalanmazlar.
Verse 14
ﮢﮣﮤﮥ
ﮦ
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in doğruluğunu gösteren bir mucize gördükleri zaman ona karşı şaşırıp alaya alma hususunda aşırıya kaçarlar.
Verse 15
ﮧﮨﮩﮪﮫﮬ
ﮭ
Müşrikler; "Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in getirdiği apaçık bir sihirden başka bir şey değildir." derler.
Verse 16
"Biz; ölüp toprak, çürümüş parçalanmış kemikler haline geldiğimiz zaman biz ondan sonra yeniden mi diriltileceğiz? Şüphesiz mümkün değil." dediler.
Verse 17
ﯗﯘ
ﯙ
Bizden önce ölen atalarımız da mı diriltilecekler?
Verse 18
ﯚﯛﯜﯝ
ﯞ
Ey Muhammed! Onlara cevap olarak de ki: "Evet! Toprak ve çürümüş kemikler olduktan sonra tekrar diriltileceksiniz ve önceden gelip geçmiş atalarınız da diriltilecekler. Sizler hepiniz hor ve hakir olarak diriltileceksiniz."
Verse 19
O sadece Sur'a (ikinci üfürmeden) ibarettir. O zaman onların hepsi kıyametin korkunç dehşetine bakıp dururlar ve Allah'ın onlara ne yapacağını beklerler.
Verse 20
ﯧﯨﯩﯪﯫ
ﯬ
Öldükten sonra tekrar dirilmeyi inkâr eden müşrikler; "Eyvah bize! İşte bu, Yüce Allah'ın dünya hayatındayken kulların işlemiş oldukları amellere karşılığını vereceği hesap günüdür!" derler.
Verse 21
Onlara; "İşte bu, dünyada yalanlamakta ve inkâr etmekte olduğunuz kullar arasındaki hüküm ve ayırım günüdür." denilir.
Verse 22
O gün meleklere şöyle denilir: "Şirkleri ile zalim olan müşrikleri, onlara şirkte benzeyenleri, yalanlamada onlara taraftar olanları ve Allah'tan başka ibadet ettikleri putları bir araya toplayın. Onlara Cehennem'in yolunu gösterin, onun yoluna koyun ve onları Cehennem'e sürün. Çünkü o, onların varacağı yerdir."
Verse 23
O gün meleklere şöyle denilir: "Şirkleri ile zalim olan müşrikleri, onlara şirkte benzeyenleri, yalanlamada onlara taraftar olanları ve Allah'tan başka ibadet ettikleri putları bir araya toplayın. Onlara Cehennem'in yolunu gösterin, onun yoluna koyun ve onları Cehennem'e sürün. Çünkü o, onların varacağı yerdir."
Verse 24
ﰆﰇﰈﰉ
ﰊ
Onları Cehennem'e sokmadan önce sorguya çekmek için hapsedin. Çünkü onlar hesaba çekileceklerdir. Sonra da Cehennem ateşine sürün.
Verse 25
ﭑﭒﭓﭔ
ﭕ
Onlar azarlanarak şöyle denir: "Size ne oluyor da dünyada birbirinize yardım ettiğiniz gibi yardımlaşmıyorsunuz? Putlarınızın size yardım edeceğini mi iddia ediyorsunuz?
Verse 26
ﭖﭗﭘﭙ
ﭚ
Hayır! Onlar bugün Allah'ın emrine tamamıyla boyun eğmiş ve zelil kimselerdir. Acizlik ve çaresizliklerinden dolayı birbirlerine hiç yardım edemezler.
Verse 27
ﭛﭜﭝﭞﭟ
ﭠ
Husûmet ve ayıplamanın fayda vermediği günde birbirlerine husûmet edip ayıplarlar.
Verse 28
ﭡﭢﭣﭤﭥﭦ
ﭧ
Tabi olanlar ileri gelenlere; "Ey büyüklerimiz! Siz, bizlere din ve hak yönünden geliyordunuz. Bizlere Allah'ı küfretmeyi, şirk koşmayı ve günah işlemeyi güzel göstermeye çalışıyordunuz. Bizleri, rasûllerin Allah katından getirdikleri haktan nefret ettiriyordunuz." dediler.
Verse 29
ﭨﭩﭪﭫﭬ
ﭭ
İleri gelenler kendilerine uyanlara; "Mesele sizin iddia ettiğiniz gibi değil. Bilâkis sizler küfür üzerindeydiniz, iman edenlerden değildiniz. Bilâkis inkârcıydınız." dediler.
Verse 30
İleri gelenler tabilerine; "Ey bize tabi olanlar! Bizim sizin üzerinizde herhangi bir zorlayıcı bir gücümüz yoktu ki; sizi küfre, şirke ve günah işlemeye düşürebilelim. Bilâkis siz, zaten küfürde ve sapıklıkta azgın bir toplum idiniz."
Verse 31
Rabbimizin; "Andolsun Cehennem'i seninle ve sana uyanların hepsiyle dolduracağım!" (Sad: 85) ayetindeki vaadi sizin ve bizim üzerimize gerçekleşti. Şüphesiz Rabbimizin hakkımızdaki (azap) vaadini orada hiç şüphesiz tadacağız.
Verse 32
ﮂﮃﮄﮅ
ﮆ
Biz, sizi sapıklığa ve küfre davet ettik. Çünkü biz gerçekten hidayet yolundan sapkın kimselerdik.
Verse 33
ﮇﮈﮉﮊﮋ
ﮌ
Şüphesiz tabi olanlarla ileri gelenlerin hepsi kıyamet gününde azapta ortaktırlar.
Verse 34
ﮍﮎﮏﮐ
ﮑ
Şüphesiz biz, bunlara azabı tattırdığımız gibi, bunların dışındaki günahkârlara da böyle yaparız.
Verse 35
Şüphesiz bu müşrikler, dünyada kendilerine; "Allah'tan başka (hak) ilâh yoktur ve onun gereği ile amel edin ve ona muhalif olan amelleri terk edin!" denildiği zaman, buna icabet etmeyi reddettiler. Hakka karşı kibirlenip, kendilerini üstün görüp itaat etmediler.
Verse 36
ﮝﮞﮟﮠﮡﮢ
ﮣ
Küfürlerini savunarak, bir mecnun şair için ilâhlarımıza ibadeti terk mi edeceğiz? derlerdi. Onlar bu sözleriyle Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i kastediyorlardı.
Verse 37
ﮤﮥﮦﮧﮨ
ﮩ
Kesinlikle söyledikleri iftira çok büyüktü. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ne mecnundu ve ne de şairdi. Bilâkis, Allah'ın tevhidine ve rasûllerine tabi olmaya davet eden Kur'an'ı getirdi. Rasûllerin Allah'ın katından getirdikleri tevhidi ve yeniden dirilmeyi tasdik etti ve onlara hiçbir şeyde muhalefet etmedi.
Verse 38
ﮪﮫﮬﮭ
ﮮ
Ey müşrikler! Mutlaka siz, kıyamet gününde küfrünüz ve rasûlleri yalanlamanız sebebi ile elem verici azabı tadacaksınız.
Verse 39
ﮯﮰﮱﯓﯔﯕ
ﯖ
Ey müşrikler! Dünyada Allah'ı küfretmeniz ve işlemiş olduğunuz günahların karşılığı ile cezalandırılacaksınız.
Verse 40
ﯗﯘﯙﯚ
ﯛ
Ancak, Yüce Allah'a ibadeti en güzel şekilde yapan ve O'na ibadet etmekte ihlaslı olanlar Allah'ın azabından kurtulan kimselerdir.
Verse 41
ﯜﯝﯞﯟ
ﯠ
İşte o ihlaslı olan kullara Yüce Allah'ın bahşettiği rızıklar vardır. Güzel, temiz ve devamlılığı ile bilinmektedir.
Verse 42
ﯡﯢﯣ
ﯤ
Şüphesiz canlarının çektiği en iyi yiyecek ve meyveler ile rızıklandırılmaktadırlar. Ve bunun da üzerinde Yüce Allah'ın yüzüne bakmak ve derecelerinin artmasına nail olurlar.
Verse 43
ﯥﯦﯧ
ﯨ
Zikredilen bütün bu nimetler ebedî ikamet edilip, hiç kesintiye uğramayan Naim Cennetleri'ndedir.
Verse 44
ﯩﯪﯫ
ﯬ
Karşılıklı birbirlerine bakarak tahtlarına kurulurlar.
Verse 45
ﯭﯮﯯﯰﯱ
ﯲ
Nehirde akan su kadar berrak (Cennet) şarabından bardaklarla onlara ikram edilip dolaştırılır.
Verse 46
ﯳﯴﯵ
ﯶ
Cennet'in şarabının rengi beyazdır ve ondan içen tam bir lezzet alır.
Verse 47
Bu dünyadaki şarap gibi değildir. Onda aklı baştan alan sarhoşluk yoktur. Onu içen başında ağrı hissetmez, aklı ve bedeni selamette olur.
Verse 48
ﯿﰀﰁﰂ
ﰃ
Cennet'te onların yanlarında iffetli eşler vardır. Gözlerini eşlerinden başkasına çevirmeyen güzel gözlü eşler vardır.
Verse 49
ﰄﰅﰆ
ﰇ
Sanki onlar bembeyaz renklerinde el değmemiş, kuş yumurtaları gibi pürüssüzdürler.
Verse 50
ﰈﰉﰊﰋﰌ
ﰍ
Cennet ehlinin bazısı bazısına dönüp dünyadaki geçmişlerinden ve olup bitenden sorarlar.
Verse 51
O Mü'minlerden biri: "Benim dünyada ölümden sonra tekrar dirilmeyi inkâr eden bir arkadaşım vardı." der.
Verse 52
ﭑﭒﭓﭔ
ﭕ
Bana, inkâr ederek ve alay ederek; "Ey dostum! Sen ölülerin tekrar dirilmesini doğruluyanlardan mısın?" derdi.
Verse 53
"Biz ölüp toprak ve kemik yığını haline geldiğimiz zaman yeniden diriltilecek ve dünyada yapmış olduğumuz amellerimizden dolayı hesaba mı çekileceğiz?"
Verse 54
ﭞﭟﭠﭡ
ﭢ
Mü'minin dostu Cennet'te olan arkadaşlarına: "Tekrar ölümden sonra dirilmeyi inkâr eden Cehennem'e giren dostuma bakar mısınız? Hâli ne oldu?" dedi.
Verse 55
ﭣﭤﭥﭦﭧ
ﭨ
Bunun üzerine dönüp bakar ve o arkadaşını yanan ateşin ortasında görür.
Verse 56
ﭩﭪﭫﭬﭭ
ﭮ
"Allah'a yemin olsun ki, sen beni küfretmeye ve ölümden sonra tekrar dirilmeyi inkâr etmeye davet ederek neredeyse beni de Cehennem'e girmekle helâk edecektin?" der.
Verse 57
ﭯﭰﭱﭲﭳﭴ
ﭵ
"Eğer Allah'ın iman etmeye ve onda beni muvaffak kılma hidayeti olmasaydı, mutlaka ben de senin gibi Cehennem azabına getirilenlerden olurdum."
Verse 58
ﭶﭷﭸ
ﭹ
Cennetlik olan bizler bundan sonra artık ölmeyeceğiz.
Verse 59
ﭺﭻﭼﭽﭾﭿ
ﮀ
Dünya hayatındaki ilk ölümden sonra artık bir daha ölmeyeceğiz. Bilâkis biz Cennet'te ebedî kalacağız. Bizler kâfirler gibi azaba uğrayanlardan olmayacağız.
Verse 60
ﮁﮂﮃﮄﮅ
ﮆ
Rabbimizin -Cennet'e girme ve Cehennem'den de bizi korumuş olma- mükâfatı hiç şüphesiz eşi benzeri olmayan en büyük zaferdir.
Verse 61
ﮇﮈﮉﮊ
ﮋ
Çalışıp amel edenler işte bu büyük mükâfatı elde etmek için çalışıp amel etmesi gerekir. Muhakkak kazançlı ticaret budur.
Verse 62
ﮌﮍﮎﮏﮐﮑ
ﮒ
Yüce Allah'ın kendisine ihlas, itaat ile ibadet eden kulları için hazırladığı zikri geçen bu nimetler, makam ve ikram bakımından daha üstün ve hayırlı mıdır yoksa Kur'an'da melun olarak belirtilmiş, ne şişmanlatan ne de açlığı gideren kafirlerin yiyeceği zakkum ağacı mı?
Verse 63
ﮓﮔﮕﮖ
ﮗ
Şüphesiz biz bu ağacı, küfür ve günahlarla kendilerine zulmedenler için bir fitne kıldık. Öyle ki onlar: "Muhakkak ateş, ağaçları yakıp kül eder, ağaçların orada bitmesi imkânsızdır." derlerdi.
Verse 64
ﮘﮙﮚﮛﮜﮝ
ﮞ
Şüphesiz zakkum ağacı, pis yerde biten kötü bir ağaçtır ve Cehennem'in dibinin derinliklerinden çıkar.
Verse 65
ﮟﮠﮡﮢ
ﮣ
Zakkum ağacından çıkan meyve Şeytanlar'ın başları gibi çirkin görünümlüdür. Şeklinin çirkinliği, haliyle de kendisinden haber verilenin çirkin olduğuna işaret eder. Bundan maksat, onun meyvesinin tadının pis olduğudur.
Verse 66
ﮤﮥﮦﮧﮨﮩ
ﮪ
Şüphesiz kâfirler bu ağacın acı ve çirkin meyvesinden yerler ve boş olan karınlarını bununla doldururlar.
Verse 67
Sonra onlar zakkum ağacından yediklerinin üzerine sıcak iğrenç bir karışım içerler.
Verse 68
ﯔﯕﯖﯗﯘ
ﯙ
Bundan sonra onlar, Cehennem azabına dönerler. Böylece bir azaptan diğer bir başka azaba geçerler.
Verse 69
ﯚﯛﯜﯝ
ﯞ
Gerçekten o kâfirler, babalarını hidayet yolundan sapmış kimseler olarak bulmuşlardı. Delile dayanarak değil onları taklit ederek örnek aldılar.
Verse 70
ﯟﯠﯡﯢ
ﯣ
Onlar, sapıklıkta babalarının izinden süratle koşturuyorlardı.
Verse 71
ﯤﯥﯦﯧﯨ
ﯩ
Ey Rasûl! İlk haktan sapan senin ümmetin değil. Andolsun, onlardan önce eski milletlerin çoğu sapıklığa düştü.
Verse 72
ﯪﯫﯬﯭ
ﯮ
Andolsun ki, önceki ümmetlere onları Allah'ın azabından korkutan rasûller göndermemize rağmen onlar yine de Allah'ı küfrettiler.
Verse 73
ﯯﯰﯱﯲﯳ
ﯴ
Ey Rasûl! Rasûllerinin uyardığı ve o uyarılara icabet etmeyen kavimlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bak. Şüphesiz onların küfürleri ve rasûllerini yalanlamaları sebebiyle sonları Cehennem'e girip orada ebedî kalmak oldu.
Verse 74
ﯵﯶﯷﯸ
ﯹ
Ancak Yüce Allah'ın ihlaslı bir şekilde iman etmeyi muvaffak kıldığı kulları bundan müstesnadır. Şüphesiz bu kullar, yalanlayıcı kâfirlerin sonları olan azaptan kurtuluşa eren kimselerdir.
Verse 75
ﯺﯻﯼﯽﯾ
ﯿ
Peygamber olarak görevlendirdiğimiz Nuh, kendisini yalanlayan kavmine beddua ettiği zaman, doğrusu biz onlara olan duasını süratli bir şekilde kabul ettik.
Verse 76
ﰀﰁﰂﰃﰄ
ﰅ
Şüphesiz onu, ailesini ve onunla birlikte olan Mü'minleri kavminin eziyetinden ve kavminin kâfir olanlarına gönderilen büyük tufanda boğulmaktan kurtarmıştık.
Verse 77
ﭑﭒﭓﭔ
ﭕ
Sadece onun ailesini ve ona tabi olan Mü'minleri, büyük tufanda boğulmaktan kurtardık. Kâfir olan kavmini ise gerçekten boğduk.
Verse 78
ﭖﭗﭘﭙ
ﭚ
Sonradan gelen ümmetlerin arasında onun için güzel övgülerle övecekleri iyi bir nam bıraktık.
Verse 79
ﭛﭜﭝﭞﭟ
ﭠ
Sonradan gelecek ümmetler arasında Nuh kendisi hakkında kötü söz söylenilmesinden eman ve selamet içindedir. Bilâkis güzel övgülerle ve iyiliklerle anılacaktır.
Verse 80
ﭡﭢﭣﭤ
ﭥ
Nuh -aleyhisselam-'ı mükâfatlandırdığımız gibi ibadeti ve itaati yalnızca Yüce Allah'a olan muhsinleri de böyle mükâfatlandırırız.
Verse 81
ﭦﭧﭨﭩ
ﭪ
Şüphesiz Nuh, Allah'a itaat ile ibadet eden Mü'min kullarımızdandır.
Verse 82
ﭫﭬﭭ
ﭮ
Sonra biz diğer geri kalanları üzerlerine gönderdiğimiz büyük tufanda boğduk. Onlardan hiçbir kimse kalmadı.
Verse 83
ﭯﭰﭱﭲﭳ
ﭴ
Şüphesiz İbrahim, Yüce Allah'ın tevhidine davet yolunda Nuh'a muvafakat edip, ona tabi olanlardandı.
Verse 84
ﭵﭶﭷﭸﭹ
ﭺ
Yüce Allah'ın yarattıklarına nasihat eden, Rabbine şirkten tertemiz selim bir kalp ile geldiğini hatırla.
Verse 85
ﭻﭼﭽﭾﭿﮀ
ﮁ
Babası ve kavmini azarlayarak: "Allah'tan başka neye ibadet ediyorsunuz?" dedi.
Verse 86
ﮂﮃﮄﮅﮆ
ﮇ
"Allah'tan başka birtakım uydurma ilahlara mı ibadet etmek istiyorsunuz?"
Verse 87
ﮈﮉﮊﮋ
ﮌ
Ey kavmim! O'ndan başkasına ibadet etmiş olarak alemlerin Rabbi ile karşılaştığınız zaman hakkında zannınız nedir? Size ne yapacağını düşünüyorsunuz?
Verse 88
ﮍﮎﮏﮐ
ﮑ
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve kavmiyle beraber hereket etmemek için bir çare tasarladı.
Verse 89
ﮒﮓﮔ
ﮕ
Kavmiyle beraber bayramlarına gitmemek için bir bahane bularak; "Doğrusu ben hastayım." dedi.
Verse 90
ﮖﮗﮘ
ﮙ
Onu gerilerinde bırakıp gittiler.
Verse 91
ﮚﮛﮜﮝﮞﮟ
ﮠ
Allah'tan başka ibadet ettikleri ilahlarına küçümseyici bir ifadeyle; "Müşriklerin size hazırlayıp yapmış olduğu yemeklerden yemiyor musunuz?" dedi.
Verse 92
ﮡﮢﮣﮤ
ﮥ
"Size ne oldu da konuşmuyorsunuz? Size bir soru sorana cevap vermiyorsunuz. Allah'tan başka bunlar gibisine ibadet edilir mi?"
Verse 93
ﮦﮧﮨﮩ
ﮪ
İbrahim putları kırmak için yöneldi ve sağ eliyle vurmaya başladı.
Verse 94
ﮫﮬﮭ
ﮮ
Putlara tapanlar koşarak İbrahim'e doğru geldiler.
Verse 95
ﮯﮰﮱﯓ
ﯔ
İbrahim onları sebat ile karşıladı ve azarlayarak: "Allah'tan başka elleriniz ile yontuğunuz ilahlara mı tapıyorsunuz?" dedi.
Verse 96
ﯕﯖﯗﯘ
ﯙ
Allah -Subhanehu ve Teâlâ- sizi ve yapmış olduğunuz amelleri yaratmıştır. Sizin yapmış olduğunuz amellerden birisi de bu putlardır. O, yalnızca kendisine ibadet edilmeyi hak eder ve O'na hiçbir şey ortak koşulmaz.
Verse 97
İbrahim'e karşı kavmi delil ile mücadele etmede aciz kaldıktan sonra, şiddet ve kuvvete başvurdular. İbrahim'e ne yapacakları hususunda aralarında istişare ettiler. "Onun için bir bina yapın, onun içini odunla doldurun. O odunları yakın, sonra da onu o ateşe atın!" dediler.
Verse 98
ﯢﯣﯤﯥﯦ
ﯧ
İbrahim'in kavmi, İbrahim hakkında kötülük yapmayı düşünüp onu öldürerek ondan kurtulmayı istedi. Biz, ateşi ona serin ve zararsız kıldığımız zamanda onları en çok hüsrana uğrayanlardan kıldık.
Verse 99
ﯨﯩﯪﯫﯬﯭ
ﯮ
İbrahim şöyle dedi: "Ben, kavmimin yurdunu terk ederek O'na ibadet etme imkânına kavuşmak için Rabbime hicret ediyorum. Rabbim bana dünyada ve ahirette hayırlı olanı gösterecektir."
Verse 100
ﯯﯰﯱﯲﯳ
ﯴ
"Rabbim, bana yardımcı ve gurbette kavmimden olacak boşluğun yerini dolduracak salihlerden bir çocuk bağışla."
Verse 101
ﯵﯶﯷ
ﯸ
Biz, onun bu duasına icabet ettik ve onu sevindirecek haberi verdik. Biz ona bu çocuğu büyüdüğü zaman, yumuşak huylu bir erkek çocuğu olacağını müjdesini verdik. Bu çocuk İsmail -aleyhisselam-'dır.
Verse 102
İsmail büyüyüp işlerini görecek ve babası ile çalışacak yaşa geldiği zaman, babası İbrahim bir rüya gördü. Peygamberlerin rüyası vahiydir. İbrahim oğluna görmüş olduğu bu rüyayı anlattı: "Ey oğulcuğum! Ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Bu rüya hakkında düşün bakalım, ne dersin?" dedi. İsmail babasına şöyle cevap verdi: "Babacığım! Benim boğazlanmam hususunda Allah'ın sana emrini yerine getir. Beni Allah'ın bu hükmüne karşı sabredenlerden ve rıza gösterenlerden bulacaksın." dedi.
Verse 103
ﭑﭒﭓﭔ
ﭕ
Her ikisi de Allah'a teslim olup itaat edince; İbrahim, Allah'ın kendisine kurban etme emrini yerine getirmek için oğlunu alnı üzerine yatırdı.
Verse 104
ﭖﭗﭘ
ﭙ
İbrahim, Allah'ın kendisine oğlunu kesme emrini yerine getirdiği esnada kendisine: "Ey İbrahim!" diye seslendik.
Verse 105
Muhakkak ki, oğlunu kesmekte kararlılık göstererek uykuda görmüş olduğun rüya gerçekleşmiş oldu. Şüphesiz biz -seni bu büyük imtihandan kurtarmamızla mükâfatlandırdığımız gibi- iyi davrananları zorluk ve musibetlerden kurtararak mükâtlandırırız.
Verse 106
ﭣﭤﭥﭦﭧ
ﭨ
Şüphesiz bu apaçık imtihanın ta kendisidir. Ve İbrahim bu imtihanı geçmiştir.
Verse 107
ﭩﭪﭫ
ﭬ
İsmail'in yerine fidye olarak kesilmek üzere büyük bir kurbanlık koç vererek İsmail'i kurtardık.
Verse 108
ﭭﭮﭯﭰ
ﭱ
Sonradan gelen ümmetlerin arasında İbrahim için güzel bir övgü ve nam bıraktık.
Verse 109
ﭲﭳﭴ
ﭵ
Yüce Allah'tan İbrahim'e selam olsun. Her türlü zarar ve afetlerden onu selamette kıldık.
Verse 110
ﭶﭷﭸ
ﭹ
Biz İbrahim'i bu itaatinden dolayı mükâfatlandırdığımız gibi iyilik yapanları da işte böyle mükâfatlandırırız.
Verse 111
ﭺﭻﭼﭽ
ﭾ
Muhakkak ki, İbrahim Allah'a yapılan kulluğun gereklerini tam tamına yerine getiren kullarımızdan idi.
Verse 112
ﭿﮀﮁﮂﮃ
ﮄ
Yüce Allah'a itaat etmek için biricik oğlu İsmail'i kesmek istemesinin karşılığında, O'na salihlerden bir kul ve peygamber olacak başka bir çocuğu İshak'ı ona müjdeledik.
Verse 113
Kendi katımızdan hem kendisine ve hem de oğlu İshak'a bereket indirdik. Onlara kendi katımızdan bol nimetler verdik. O ikisinin evlatlarını çok kılmamız bu nimetlerdendir. İkisinin soyundan Rabbine itaat ederek iyi davrananlar da vardır, açıkça kendi nefsine küfür ve günahları işleyerek zulmedenler de vardır.
Verse 114
ﮑﮒﮓﮔﮕ
ﮖ
Andolsun, biz Musa ve kardeşi Harun'a peygamberlik vermekle lütufta bulunduk.
Verse 115
ﮗﮘﮙﮚﮛ
ﮜ
Her ikisini ve kavimleri olan İsrailoğulları'nı Firavun'un onları köle edinmesinden ve denizde boğulmalarından kurtardık.
Verse 116
ﮝﮞﮟﮠ
ﮡ
Firavun ve askerlerine karşı onlara yardım ettik de düşmanlarına karşı galip gelen onlar oldu.
Verse 117
ﮢﮣﮤ
ﮥ
Biz Musa ve kardeşi Harun'a Allah katından her şeyi apaçık gösteren ve içinde herhangi bir karışıklık olmayan kitabı, Tevrat'ı verdik.
Verse 118
ﮦﮧﮨ
ﮩ
Her ikisini hiçbir eğriliği olmayan dosdoğru yola ilettik. O yol, her noksanlıktan münezzeh yaratıcının rızasına götüren İslam dininin yoludur.
Verse 119
ﮪﮫﮬﮭ
ﮮ
Sonradan gelen ümmetlerin arasında o ikisi için güzel bir övgü ve hoş bir hatıra bıraktık.
Verse 120
ﮯﮰﮱﯓ
ﯔ
Yüce Allah'tan Musa ve Harun'a selam olsun. Her ikisine övgü ve her kötülükten korunmalarına dua olsun.
Verse 121
ﯕﯖﯗﯘ
ﯙ
Şüphesiz biz, Musa ve Harun'u bu güzel mükâfatla mükâfatlandırdığımız gibi Rablerine güzel itaat edenleri işte böyle mükâfatlandırırız.
Verse 122
ﯚﯛﯜﯝ
ﯞ
Şüphesiz Musa ve Harun; Yüce Allah'a iman eden, şeriatı ile amel eden kullarındandı.
Verse 123
ﯟﯠﯡﯢ
ﯣ
Ve şüphesiz İlyas da Rabbi tarafından gönderilen rasullerdendi. Yüce Allah, onu peygamberlik ve risalet ile nimetlendirdi.
Verse 124
ﯤﯥﯦﯧﯨ
ﯩ
Kendilerine gönderilmiş olduğu kavmi İsrailoğulları'na şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'ı birlemek gibi emirlerine itaat ederek ve şirk gibi yasaklarından uzak durarak Allah'a karşı gelmekten sakınmıyor musunuz?"
Verse 125
ﯪﯫﯬﯭﯮ
ﯯ
"Yaratıcıların en güzeli olan Allah'a ibadet etmeyi bırakıp da putunuz olan Ba'l'e mi ibadet ediyorsunuz?"
Verse 126
ﯰﯱﯲﯳﯴ
ﯵ
Sizi ve daha önceden atalarınızı da yaratan Rabbiniz Allah'tır. İbadeti hak eden O'dur. Faydası ve zararı olmayan putlar değil.
Verse 127
ﭑﭒﭓ
ﭔ
Bunun üzerine kavmi onu yalanladı. Onu yalanlamaları sebebiyle de azap için hazır bulundurulacaklardır.
Verse 128
ﭕﭖﭗﭘ
ﭙ
Ancak kavminden Allah'a ibadetinde ihlaslı Mü'min kulları bundan müstesnadır. O kimseler azapta hazır bulunmaktan kurtulmuşlardır.
Verse 129
ﭚﭛﭜﭝ
ﭞ
Sonradan gelen ümmetler arasında onun için güzel bir övgü ve iyi bir hatıra bıraktık.
Verse 130
ﭟﭠﭡﭢ
ﭣ
İlyas'a Allah'tan selam ve övgüler olsun.
Verse 131
ﭤﭥﭦﭧ
ﭨ
Şüphesiz biz İlyas'ı bu güzel mükâfatla mükâfatlandırdığımız gibi Rablerine iman edip güzel itaat edenleri işte böyle mükâfatlandırırız.
Verse 132
ﭩﭪﭫﭬ
ﭭ
Şüphesiz İlyas, Rabbine olan imanında sadık ve hakiki manada bize iman etmiş kullarımızdandı.
Verse 133
ﭮﭯﭰﭱ
ﭲ
Şüphesiz Lut da Allah'ın kavimlerine müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndermiş olduğu rasûllerden idi.
Verse 134
ﭳﭴﭵﭶ
ﭷ
Onu ve ailesini kavmine gönderilen azaptan kurtardığımız zamanı hatırla.
Verse 135
ﭸﭹﭺﭻ
ﭼ
Onun eşi müstesna. Onlar gibi kâfir olduğu için kavmini kuşatan azap karısını da kuşattı.
Verse 136
ﭽﭾﭿ
ﮀ
Sonra kavminden onu yalanlayanları ve getirdiklerini tasdik etmeyen diğerlerini helâk ettik.
Verse 137
ﮁﮂﮃﮄ
ﮅ
Şüphesiz siz ey Mekke ehli! Sabah vakti Şam'a olan yolculuğunuz esnasında onların evlerinin yanından gelip geçiyorsunuz.
Verse 138
ﮆﮇﮈﮉ
ﮊ
Geceleyin de onların diyarından geçip gidiyorsunuz. Yalanlamaları, küfürleri ve daha önce hiçbir toplumun işlemediği fuhşiyatı işlemeleri sebebiyle başlarına gelen felaketten ibret alıp hâlâ akıllanmayacak mısınız?
Verse 139
ﮋﮌﮍﮎ
ﮏ
Şüphesiz kulumuz Yunus, Allah'ın kavimlerine müjdeleyici ve uyarıcı olarak göderdiği rasûllerden idi.
Verse 140
ﮐﮑﮒﮓﮔ
ﮕ
Rabbinin izni olmadan kavminden kaçtığında, yolcu ve eşyalarla dolu ve yüklü bir gemiye binmişti.
Verse 141
ﮖﮗﮘﮙ
ﮚ
Gemi çok dolu olduğu için neredeyse batmak üzere idi. Yolcuların çok olması sebebiyle geminin batmasından korkarak bazı yolcuları gemiden atmak için kura çektiler. Yunus çekilen kurada kaybedenlerden oldu ve onu denize attılar.
Verse 142
ﮛﮜﮝﮞ
ﮟ
Onu denize attıklarında bir balık kaptı ve yuttu. Rabbinin izni olmadan denize gittiğinden dolayı kınanacak bir davranışta bulunmuştu.
Verse 143
ﮠﮡﮢﮣﮤ
ﮥ
Eğer Yunus başına gelen olaydan önce Allah'ı çok zikredenlerden olmasaydı ve eğer balığın karnındaki tesbih etmesi de olmasa idi.
Verse 144
ﮦﮧﮨﮩﮪﮫ
ﮬ
Balığın karnında kıyamet gününe kadar kalacaktı. Ta ki balığın karnı kendisine kabir olacaktı.
Verse 145
ﮭﮮﮯﮰﮱ
ﯓ
Biz onu, balığın karnından bina ve ağaçların olmadığı ıssız bir yere attık. Balığın karnında uzun bir süre kaldığı için bedeni zayıf ve halsizdi.
Verse 146
ﯔﯕﯖﯗﯘ
ﯙ
O boş arazide gölgesinden istifade edip kendisinden yemesi için geniş yapraklı bir bal kabağı bitirdik.
Verse 147
ﯚﯛﯜﯝﯞﯟ
ﯠ
Sayıları yüz bin hatta daha fazla olan kavmine peygamber olarak gönderdik.
Verse 148
ﯡﯢﯣﯤ
ﯥ
Onun kendilerine getirdiğini tasdik edip iman ettiler. Yüce Allah, onlar hakkında dünya hayatında belirlediği ecelleri sona erinceye kadar onları dünya hayatından faydalandırdı.
Verse 149
ﯦﯧﯨﯩﯪ
ﯫ
Ey Muhammed! Onları kınayarak şu soruyu sor. Hoşlanmadığınız kızları Yüce Allah'a ve sevdiğiniz erkek çocukları da kendinize mi nispet ediyorsunuz? Bu nasıl bir paylaştırmadır?
Verse 150
ﯬﯭﯮﯯﯰﯱ
ﯲ
Yaratılışlarına şahit olup, orada hazır bulunmamalarına rağmen nasıl olur da meleklerin dişi olduklarını iddia ederler.
Verse 151
ﯳﯴﯵﯶﯷ
ﯸ
İyi bilin ki, müşrikler Allah'a iftiralar ederek, yalan uyduruyorlar.
Verse 152
ﯹﯺﯻﯼ
ﯽ
Allah'a bir erkek çocuk isnat ettiler. Şüphesiz onlar, bu iddialarında yalancıdırlar.
Verse 153
ﯾﯿﰀﰁ
ﰂ
Yüce Allah, sizin kendiniz için hoşlanmadığınız kızları, hoşlandığınız erkek çocuklara tercih etti öyle mi? Kesinlikle hayır!
Verse 154
ﭑﭒﭓﭔ
ﭕ
Ey Müşrikler! Size ne oluyor da; kızları Yüce Allah'a, erkekleri kendinize nispet ederek adaletsiz bir şekilde hükmediyorsunuz?
Verse 155
ﭖﭗ
ﭘ
Üzerinde olduğunuz bu bozuk inancın batıl olduğunu düşünüp öğüt almıyor musunuz? Eğer düşünüp öğüt alsaydınız, bu batıl sözü söylemezdiniz.
Verse 156
ﭙﭚﭛﭜ
ﭝ
Yoksa onunla ilgili sizin iddialarınızı doğrulayacak bir kitaptan veya bir rasûlden apaçık bir deliliniz mi var?
Verse 157
ﭞﭟﭠﭡﭢ
ﭣ
Şayet iddianızda sadıksanız içinde delilinizi bulunduran kitabınızı getirin.
Verse 158
Müşrikler, Yüce Allah ile gözle görülmeyen melekler arasında bir soy bağı olduğunu öne sürerek meleklerin Allah'ın kızları olduğunu iddia ettiler. Şüphesiz melekler, Yüce Allah'ın müşrikleri hesaba çekmek için hazır bulunduracağını bilmektedir.
Verse 159
ﭰﭱﭲﭳ
ﭴ
Yüce Allah, müşriklerin çocuk, ortak ve benzeri gibi kendisine yakışmayan vasıfları yakıştırmasından münezzeh ve yücedir.
Verse 160
ﭵﭶﭷﭸ
ﭹ
Allah'ın ihlaslı kulları bundan müstesnadır. Şüphesiz onlar, Yüce Allah'ı ancak kendisine layık olan celal ve kemal sıfatlarıyla vasıflandırırlar.
Verse 161
ﭺﭻﭼ
ﭽ
Ey müşrikler! Şüphesiz siz ve Allah'tan başka ibadet ettikleriniz,
Verse 162
ﭾﭿﮀﮁ
ﮂ
Hiçbir kimseyi hak olan dinden saptıramazsınız.
Verse 163
ﮃﮄﮅﮆﮇ
ﮈ
Ancak Yüce Allah'ın, Cehennem ehli olarak hükmettiği kimseler bundan müstesnadır. Şüphesiz Allah, o kimse hakkındaki hükmünü gerçekleştirir. O kimse Allah'a küfreder ve Cehennem'e girer. Ama siz ve ibadet ettikleriniz buna güç yetiremezsiniz.
Verse 164
ﮉﮊﮋﮌﮍﮎ
ﮏ
Melekler, Allah'a karşı olan kulluklarını açıklayarak ve müşriklerin iddia ettiklerinden kendilerini aklayarak; "Bizim her birimizin Allah'a ibadet ve ittaat etmede belli bir makamı ve yeri vardır." dediler.
Verse 165
ﮐﮑﮒ
ﮓ
Şüphesiz Yüce Allah'ın ibadet ve itaatında saf saf dizilen melekler biziz. Şüphesiz biz, Allah'ı kendisine layık olmayan sıfatlardan ve niteliklerden tenzih edenleriz.
Verse 166
ﮔﮕﮖ
ﮗ
Şüphesiz Yüce Allah'ın ibadet ve itaatında saf saf dizilen melekler biziz. Şüphesiz biz, Allah'ı kendisine layık olmayan sıfatlardan ve niteliklerden tenzih edenleriz.
Verse 167
ﮘﮙﮚ
ﮛ
Muhakkak Mekkeli müşrikler, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamberliğinden önce şöyle diyorlardı: "Eğer bizim yanımızda bizden öncekilerin kitabı Tevrat gibi bir kitap olmuş olsaydı, biz ibadetlerimizi Allah'a halis kılardık." Hâlbuki onlar bu iddialarında yalancıdırlar. Andolsun ki Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara Kur'an'ı getirmesine rağmen onu küfrettiler. Kıyamet gününde kendilerini bekleyen şiddetli azabı bilecekler.
Verse 168
ﮜﮝﮞﮟﮠﮡ
ﮢ
Şüphesiz Mekkeli müşrikler, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamberliğinden önce şöyle diyorlardı: "Eğer bizim yanımızda bizden öncekilerin kitabı Tevrat gibi bir kitap olmuş olsaydı, biz ibadetlerimizi Allah'a halis kılardık." Hâlbuki onlar, bu iddialarında yalancıdırlar. Andolsun ki Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara Kur'an'ı getirmesine rağmen onu küfrettiler. Kıyamet gününde kendilerini bekleyen şiddetli azabı bilecekler.
Verse 169
ﮣﮤﮥﮦ
ﮧ
Şüphesiz Mekkeli müşrikler, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamberliğinden önce şöyle diyorlardı: "Eğer bizim yanımızda bizden öncekilerin kitabı Tevrat gibi bir kitap olmuş olsaydı, biz ibadetlerimizi Allah'a halis kılardık." Hâlbuki onlar, bu iddialarında yalancıdırlar. Andolsun ki Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara Kur'an'ı getirmesine rağmen onu küfrettiler. Kıyamet gününde kendilerini bekleyen şiddetli azabı bilecekler.
Verse 170
ﮨﮩﮪﮫﮬ
ﮭ
Şüphesiz Mekkeli müşrikler, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamberliğinden önce şöyle diyorlardı: "Eğer bizim yanımızda bizden öncekilerin kitabı Tevrat gibi bir kitap olmuş olsaydı, biz ibadetlerimizi Allah'a halis kılardık." Hâlbuki onlar, bu iddialarında yalancıdırlar. Andolsun ki Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara Kur'an'ı getirmesine rağmen onu küfrettiler. Kıyamet gününde kendilerini bekleyen şiddetli azabı bilecekler.
Verse 171
ﮮﮯﮰﮱﯓ
ﯔ
Andolsun ki rasûllerimiz hakkında daha önceden Allah'ın onlara hüccet ve kuvvet lütfu ile düşmanlarına karşı muzaffer kılacakları sözü yerine gelmiştir. Şüphesiz zafer, Allah'ın kelimesi en üstün olması için Allah yolunda savaşan ordularımız içindir.
Verse 172
ﯕﯖﯗ
ﯘ
Andolsun ki rasûllerimiz hakkında daha önceden Allah'ın onlara hüccet ve kuvvet lütfu ile düşmanlarına karşı muzaffer kılacakları sözü yerine gelmiştir. Şüphesiz zafer, Allah'ın kelimesi en üstün olması için Allah yolunda savaşan ordularımız içindir.
Verse 173
ﯙﯚﯛﯜ
ﯝ
Andolsun ki rasûllerimiz hakkında daha önceden Allah'ın onlara hüccet ve kuvvet lütfu ile düşmanlarına karşı muzaffer kılacakları sözü yerine gelmiştir. Şüphesiz zafer, Allah'ın kelimesi en üstün olması için Allah yolunda savaşan ordularımız içindir.
Verse 174
ﯞﯟﯠﯡ
ﯢ
Ey Rasûl! Bu inatçı müşriklerden, Allah'ın bildiği onlara azap edilme vakitleri gelinceye kadar yüz çevir.
Verse 175
ﯣﯤﯥ
ﯦ
Onlara azap ineceği zaman gözetle. Onlara gördükleri zaman fayda sağlamayacağı şeyi çok yakında görecekler.
Verse 176
ﯧﯨ
ﯩ
Bu müşrikler Allah'ın azabının gelmesi için acele mi ediyorlar?
Verse 177
ﯪﯫﯬﯭﯮﯯ
ﯰ
Zira Allah'ın azabı onların üzerine indiği zaman onların sabahı ne kötü bir sabah olur!
Verse 178
ﯱﯲﯳﯴ
ﯵ
Ey Rasûl! Allah'ın onlar hakkında azap hükmünü vereceği zamana kadar onlardan uzak dur.
Verse 179
ﯶﯷﯸ
ﯹ
Başlarına geleceğini gözetle. Onlar da çok yakında başlarına gelecek olan Allah'ın azabını ve cezasını göreceklerdir.
Verse 180
ﯺﯻﯼﯽﯾﯿ
ﰀ
Ey Muhammed! Kuvvet sahibi Rabbin, müşriklerin vasıflandırdığı noksanlık sıfatlarından yüce ve münezzehtir.
Verse 181
ﰁﰂﰃ
ﰄ
Allah'ın selamı ve övgüsü değerli bütün rasûllerine olsun.
Verse 182
ﰅﰆﰇﰈ
ﰉ
Bütün övgüler her noksanlıktan münezzeh olan Allah Teâlâ'ya mahsustur. Bunu hak eden O'dur. O bütün alemlerin Rabbidir ve O'ndan başka bir Rableri yoktur.
تقدم القراءة