ترجمة معاني سورة البقرة باللغة التركية من كتاب Turkish - Turkish translation

Turkish - Turkish translation

آية رقم 1

Bakara Suresi


(Elif, Lâm, Mîm.)
آية رقم 3

Onlar ki gaybe iman edip namazi dürüst kilarlar ve kendilerine verdigimiz riziktan (Allah yolunda) harcarlar.
آية رقم 15

(Asil) Allah onlarla alay eder ve taskinliklari içinde serserice dolasmalarina mühlet verir.

Yahut (onlarin durumu), gökten bosanan, içinde karanliklar, gök gürlemesi ve simsek(ler) bulunan bir yagmur(a tutulmusun hali) gibidir. Yildirimlardan ölmek korkusuyla parmaklarini kulaklarina tikarlar. Oysa Allah, inkârcilari tamamen kusatmistir.

Muhakkak ki Allah bir sivri sinegi, hatta daha üstününü misal getirmekten çekinmez. Iman edenler bilirler ki, o süphesiz haktir, Rabb'lerindandir. Ama küfre saplananlar: "Allah böyle bir misal ile ne demek istedi?" derler. Allah onunla birçoklarini sasirtir, yine onunla birçoklarini yola getirir. Onunla ancak o fasiklari sasirtir.

Derken Âdem Rabb'indan birtakim kelimeler aldi, (onlarla tevbe etti. O da) tevbesini kabul etti. Muhakkak O, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.
آية رقم 43

Hem namazi dosdogru kilin, zekati verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.

(Hem hatirlayin ki bir zaman) sizi Firavun ailesinden de kurtardik, (onlar) size azabin en kötüsünü reva görüyor, ogullarinizi bogazliyor, kadinlarinizi sag birakiyorlardi. Ve bunda size Rabbiniz tarafindan büyük bir imtihan vardi.

Hani bir zamanlar sizin için denizi yarip, sizi kurtardik da Firavun'un adamlarini suda bogduk, siz de bakip duruyordunuz.
آية رقم 53

Ve hani bir zamanlar Musa'ya o kitabi ve furkani verdik, gerekirdi ki, dogru yolda gidesiniz.

Hani bir zamanlar "Ey Musa biz Allah'i açikça görmedikçe senin sözünle asla inanmayacagiz." demistiniz de bunun üzerine sizi yildirim çarpmisti ve siz de bakakalmistiniz.

Hani bir zamanlar "Su sehre girin de onun nimetlerinden dilediginiz sekilde bol bol yiyin ve kapidan secde ederek girin ve "hitta" (bizi bagisla!) deyin ki, size, hatalarinizi magfiret ediverelim, iyilik yapanlara nimetlerimizi daha da arttiracagiz" dedik.

Hani bir zamanlar, "Ey Musa, biz tek çesit yemege asla katlanamayacagiz, yeter artik bizim için Rabbine dua et de bize yerin yetistirdigi seylerden; sebzesinden, kabagindan, sarmisagindan, mercimeginden ve soganindan çikarsin." dediniz. O da size "O üstün olani daha asagi olanla degistirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya konaklayin o vakit istediginiz elbette olacaktir." dedi. Üzerlerine zillet ve meskenet damgasi vuruldu ve nihayet Allah'dan bir gazaba ugradilar. Evet öyle oldu, çünkü Allah'in âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksiz yere peygamberleri öldürüyorlardi. Evet öyle oldu, çünkü isyana daliyorlar ve asiri gidiyorlardi.

Hani bir zamanlar sizden mîsak (saglam bir söz) almistik, Tur'u üstünüze kaldirip demistik ki; size verdigimiz kitaba kuvvetle tutunun ve içindekilerden gafil olmayin, gerek ki, korunursunuz.

Hani bir zamanlar siz bir adam öldürmüstünüz de onun hakkinda birbirinizle atismis ve onu üstünüzden atmistiniz, halbuki Allah, saklamis oldugunuzu açiga çikaracakti.

Iste bundan dolayi, o sigirin bir parçasi ile o ölüye vurun, dedik. Allah ölüleri iste böyle diriltir ve size âyetlerini gösterir, belki aklinizi basiniza toplarsiniz.

Bunlarin bir de ümmî (okuma yazmasi olmayan) kismi vardir, kitabi bilmezler, ancak birtakim kuruntu yiginina, bos saplantilara kapilir ve zan içinde dolasir dururlar.

Hani bir vakitler Israilogullari'ndan söylece mîsak (kesin bir söz) almistik: Allah'dan baskasina tapmayacaksiniz, ana-babaya iyilik, yakinligi olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksiniz, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazi kilacak, zekati vereceksiniz. Sonra çok aziniz müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuz.

Yine bir zamanlar mîsakinizi almistik; birbirinizin kanlarini dökmeyeceksiniz, nüfusunuzu diyarinizdan çikarmiyacaksiniz. Sonra siz buna ikrar da verdiniz ve ikrariniza sahit de oldunuz.

Sonra sizler öyle kimselersiniz ki, kendilerinizi öldürüyorsunuz ve sizden olan bir grubu diyarlarindan çikariyorsunuz, onlar aleyhinde kötülük ve düsmanlik güdüyor ve bu konuda birlesip birbirinize arka çikiyorsunuz, sayet size esir olarak gelirlerse fidyelesmeye kalkiyorsunuz. Halbuki yurtlarindan çikarilmalari size haram kilinmis idi. Yoksa siz kitabin bir kismina inanip bir kismini inkâr mi ediyorsunuz? Su halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatinda perisanliktan baska ne kazanirlar, kiyamet gününde de en siddetli azaba ugratilirlar. Allah, yaptiklarinizdan gafil degildir.

Celâlim hakki için Musa'ya o kitabi verdik, arkasindan birtakim peygamberler de gönderdik, hele Meryem oglu Isa'ya apaçik mucizeler verdik, onu Rûhu'l-Kudüs ile de destekledik. Size nefislerinizin hoslanmayacagi bir emirle gelen her peygambere kafa mi tutacaksiniz? Kibrinize dokundugu için onlarin bir kismina yalan diyecek, bir kismini da öldürecek misiniz?

(Yahudiler, peygamberimize karsi alayli bir ifade ile): "Bizim kalblerimiz kiliflidir." dediler. Bilakis Allah, onlari kâfirlikleri yüzünden lanetledi. Bundan dolayi çok az imana gelirler.

Sanim hakki için sana çok açik âyetler; parlak mucizeler indirdik. Öyle ki, iman sahasindan uzaklasmis fasiklardan baskasi onlari inkâr etmez.

O fasiklar hem bunlari tanimiyacaklar, hem de ne zaman bir ahd üzerine antlasma yapsalar, her defasinda mutlaka içlerinden bir güruh çikip onu bozacak ve ativerecek öyle mi? Hatta az bir güruh degil, onlarin çogu ahit tanimaz imansizlardir.

Tuttular da Süleyman mülküne dair seytanlarin uydurup izledikleri seyin ardina düstüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadi, lakin o seytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir ögretiyorlar ve Bâbil'de Harut ve Marut'a, bu iki melege indirilen seyleri ögretiyorlardi. Halbuki o ikisi "biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakin sihir yapip da kâfir olmayin!" demeden kimseye birsey ögretmezlerdi. Iste bunlardan kari ile kocanin arasini ayiracak seyler ögreniyorlardi. Fakat Allah'in izni olmadikça bununla kimseye zarar verebilecek degillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda saglamayacak bir sey ögreniyorlardi. Yemin olsun ki, onu her kim satin alirsa, onu alanin ahirette bir nasibi olmayacagini da çok iyi biliyorlardi. Hakkiyle bilselerdi, ugruna canlarini sattiklari sey ne çirkin bir seydi.

Bununla beraber, dogu da Allah'in, bati da Allah'indir. Artik nereye dönerseniz dönün, orasi Allah'a çikar. Süphe yok ki, Allah(in rahmeti) genistir, O, her seyi bilendir.

Bilgiden nasibi olmayanlar da "Allah bizimle konussa ya, yahut bize de bir mucize gelse ya!" dediler. Bunlardan öncekiler de tipki böyle, bunlarin dedikleri gibi demislerdi. Onlarin kalbleri birbirlerine benzedi. Gerçekten de yakîne ermek (hakikati bilmek) isteyen bir kavim için biz mucizeleri çok açik seçik gösterdik.

Süphe yok ki, Biz seni hak ile rahmetimizin müjdecisi ve azabimizin habercisi olarak gönderdik. Sen, o cehennemliklerden sorumlu degilsin.

Biz ta o zaman bu Beyt'i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kildik. Siz de Makam-i Ibrahim'den kendinize bir namazgah edinin. Ayrica Ibrahim ile Ismail'e söyle ahid verdik: "Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutun!"

Ve ne vakit ki Ibrahim, Beyt'in temellerini yükseltmeye basladi, Ismail ile birlikte söyle dua ettiler: Ey Rabbimiz, bizden kabul buyur, hiç süphesiz isiten sensin, bilen sensin.

Ey bizim Rabbimiz, hem bizim ikimizi yalniz senin için boyun egen müslümanlar kil, hem de soyumuzdan yalniz senin için boyun egen müslüman bir ümmet meydana getir ve bize ibadetimizin yollarini göster, tevbemize rahmetle bakiver. Hiç süphesiz Tevvâb sensin, Rahîm sensin.

Ey bizim Rabbimiz, bir de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki, onlara senin âyetlerini tilavet eylesin, kendilerine kitabi ve hikmeti ögretsin, içlerini ve dislarini tertemiz yapip onlari pâk eylesin. Hiç süphesiz Azîz sensin, hikmet sahibi Sensin.

Bu dini Ibrahim, kendi ogullarina vasiyyet etti, Yakub da öyle yapti: "Ey ogullarim! Muhakkak ki, bu dini size Allah seçti, baska dinlerden uzak durun, yalnizca müslüman olarak can verin!" dedi.

De ki: "Allah hakkinda bizimle didismeye mi gireceksiniz? Oysa O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size. Su kadar var ki, biz O'na ihlas ile sariliyoruz.

Ve iste böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kildik ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örnegi ve hakkin sahitleri olasiniz, Peygamber de sizin üzerinize sahit olsun. Daha önce içinde durdugun Kâ'be'yi kible yapmamiz da sunun içindir: Peygamber'in izince gidecekleri, iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayiralim. Bu is elbette Allah'in hidayet ettigi kimselerin disindakilere çok agir gelecekti. Allah imaninizi kaybedecek degildir. Hiç süphesiz Allah, bütün insanlara çok sefkatlidir, çok merhametlidir.

Dogrusu, biz, yüzünün semaya yöneldigini, orada sekilden sekile geçerek, aranip durdugunu görüyorduk. Artik seni hosnud olacagin bir kibleye çevirecegiz. Haydi bakalim, yüzünü Mescid-i Haram'a dogru çevir. Siz de ey müminler, nerede olursaniz olun, yüzünüzü o tarafa dogru çevirin! Kendilerine kitap verilmis olanlar da kesinlikle bilirler ki, Rabblerinden gelen o emir haktir. Ve Allah, onlarin yaptiklarindan ve yapmakta olduklarindan gafil degildir.

Celâlim için, sen o kitap verilmis olanlara, bütün delilleri de getirsen, yine de senin kiblene tabi olmazlar, sen de onlarin kiblesine tabi olmazsin. Zaten onlar da birbirlerinin kiblesine tabi degiller. Celâlim hakki için, sana gelen bunca ilmin arkasindan sen tutar da onlarin arzu ve heveslerine uyacak olursan, o zaman hiç süphesiz, sen de zâlimlerden olursun.
آية رقم 152

O halde beni anin, ben de sizi anayim. Bana sükredin de nankörlük etmeyin.

Ancak tevbe edip halini düzelterek gerçegi söyleyenler baska. Iste onlari ben bagislarim. Ben çok merhamet ediciyim, tevbeleri çokça kabul ederim.

Ama âyetlerimizi inkar etmis ve kâfir olarak can vermis olanlara gelince, iste Allah'in laneti, meleklerin laneti ve insanlarin laneti hep onlarin üzerine olsun.

Süphesiz göklerin ve yerin yaratilisinda, gece ile gündüzün birbiri ardinca gelisinde, insanlara yarar seylerle denizde akip giden gemide, Allah'in yukaridan bir su indirip de onunla yeri ölümünden sonra diriltmesinde, diriltip de üzerinde deprenen hayvanlari yaymasinda, rüzgarlari degistirmesinde, gök ile yer arasinda emre hazir olan bulutta süphesiz akilli olan bir topluluk için elbette Allah'in birligine deliller vardir.

O zaman kendilerine uyulan kimseler, azabi görerek kendilerine uyanlardan kaçip uzaklasmislar ve aralarindaki bütün baglar parça parça kopmustur.

Onlara uyanlar da söyle demektedirler: "Ah, bizim için dünyaya bir dönüs olsaydi da onlarin bizden uzaklastiklari gibi biz de onlardan uzaklassaydik!" Iste böylece Allah onlara bütün amellerini, üzerlerine yigilmis hasretler (pismanlik ve üzüntüler) halinde gösterecektir. Onlar bu atesten çikacak degillerdir.

O, size yalniz sunlari haram kildi: Ölü hayvan, kan, domuz eti, bir de Allah'tan baskasi adina kesilen hayvanlar. Sonra kim bunlardan yemeye mecbur kalirsa, baskasinin hakkina tecavüz etmemek ve zaruret ölçüsünü geçmemek sartiyla ona da bir günah yükletilmez. Çünkü Allah çok bagislayicidir, çok merhametlidir.

Yüzlerinizi bazan dogu, bazan bati tarafina çevirmeniz erginlik degildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakinligi olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmisa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazi kilarlar, zekati verirler. Bir de andlastiklari zaman sözlerini yerine getirenler, hele sikinti ve hastalik durumlarinda ve harbin siddetli zamaninda sabir ve kararlilik gösterenler var ya, iste dogru olanlar da bunlardir, korunanlar da bunlardir.

Ey iman edenler! Öldürmede kisas size farz kilindi. Hüre hür, köleye köle, kadina kadin. Ama her kim, ölenin kardesi tarafindan bir sey karsiligi bagislanirsa, o zaman örfe uymasi, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafindan bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasindan yine saldirirsa, artik ona aci veren bir azab vardir.

Birinize ölüm geldigi vakit, bir hayir (bir mal) birakacaksa, babasi, anasi ve en yakin akrabasi için mesru bir surette vasiyet etmek, Allah'tan korkan kimseler üzerine yerine getirilmesi vacib bir hak olarak size farz kilindi.

Her kim de vasiyet edenin, bir hata islemesinden veya bir günaha girmesinden endise eder de taraflarin arasini düzeltirse, ona bir vebal yoktur. Süphesiz ki, Allah çok bagislayicidir, çok merhamet edicidir.

(Size farz kilinan oruç), sayili günlerdedir. Içinizden hasta olan veya yolculukta bulunan ise, diger günlerde, tutamadigi günler sayisinca tutar. Ona dayanip kalacaklar üzerine de bir yoksulu doyuracak kadar fidye gerekir. Her kim de hayrina fidyeyi artirirsa, hakkinda daha hayirlidir. Bununla beraber, eger bilirseniz, oruç tutmaniz sizin için daha hayirlidir.

O Ramazan ayi ki, insanlari irsad için, hak ile batili ayiracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kur'ân onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya sahit olursa onda oruç tutsun. Kim de hasta, yahut yolculukta ise tutamadigi günler sayisinca diger günlerde kaza etsin. Allah size kolaylik diler zorluk dilemez. Sayiyi tamamlamanizi, size dogru yolu gösterdiginden dolayi Allah'i tekbir etmenizi ister. Umulur ki sükredersiniz.

Oruç gecesi kadinlariniza yaklasmaniz, size helâl kilindi. Onlar, sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtü durumundasiniz. Allah, nefsinize güvenemeyeceginizi bildigi için müracaatinizi kabul buyurdu ve sizi bagisladi. Simdi onlara yaklasin ve Allah'in sizler için yazdigini isteyin. Ta fecrin beyaz ipligi siyah iplikden size seçilinceye kadar yiyin, için. Sonra da ertesi geceye kadar orucu tam tutun. Bununla beraber siz mescitlerde îtikaf halinde iken onlara yaklasmayin. Bunlar, Allah'in sinirlaridir, sakin onlara yaklasmayin. Allah, âyetlerini insanlara böyle açikliyor ki sakinip korunsunlar.
آية رقم 192

Artik sirkten vazgeçerlerse, süphesiz ki Allah çok bagislayicidir, çok merhamet edicidir.

Hac ve umreyi de Allah için tamam yapin. Eger bunlardan alikonursaniz, o zaman kolayiniza gelen bir kurban gönderin. Bununla beraber bu kurban, kesilecegi yere varincaya kadar baslarinizi tiras etmeyin. Içinizden hasta olana veya basindan bir rahatsizligi bulunana tiras için oruç veya sadaka yahut da kurbandan ibaret bir fidye gerekir. Engellemeden kurtuldugunuz zaman da her kim hacca kadar umre ile sevab kazanmak isterse, ona da kolayina gelen bir kurban gerekir. Bunu bulamayana ise üç gün hacda, yedi de döndügünüzde ki tam on gün oruç tutmasi lazim gelir. Bu hüküm, ailesi Mescid-i Haram civarinda oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah'in azabi gerçekten çok siddetlidir.

Insanlar tek bir ümmetti. Ayrilmalari üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabinin habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanlarin, aralarinda ihtilaf ettikleri seyler hakkinda hakem olsun. Bunda da sirf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular, aralarindaki hirs ve kiskançlik yüzünden anlasmazliga düstüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onlarin hakkinda anlasmazliga düstükleri hakka, ulastirdi. Allah, diledigini dogru yola iletir.

Ey Muhammed! Sana haram aydan ve o ayda savasmaktan soruyorlar. De ki: O ayda savasmak, büyük bir günahtir. Bununla beraber Allah yolundan alikoymak, O'nu inkar etmek, insanlari, Mescid-i Haram'dan menetmek ve halkini oradan çikarmak, Allah yaninda daha büyük bir günahtir ve fitne, öldürmekten daha büyük bir vebaldir. Onlar, güçleri yeterse, sizi dininizden döndürmek için sizinle savasmaktan hiçbir zaman geri durmazlar. Sizden de her kim, dininden döner ve kâfir olarak can verirse artik onlarin bütün amelleri, dünyada ve ahirette bosa gitmistir. Iste onlar, cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardir.

Dünya ve ahiret hakkinda (düsünürsünüz.) Sana bir de yetimlerden soruyorlar. De ki: Onlar hakkinda yapacaginiz bir islah, islerine karismamaktan daha hayirlidir. Eger onlara karisirsaniz, onlar sizin kardeslerinizdir. Allah, bozguncuyla islah ediciyi bilir, birbirinden ayird eder. Eger Allah dileseydi, sizi zora kosardi. Süphesiz ki Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Müsrik kadinlari, iman etmedikçe nikâhlamayin. Bir müsrik kadin, sizin hosunuza gitse bile, iman etmis olan bir cariye herhalde ondan daha hayirlidir. Müsrik erkeklere de mümin kadinlari nikâh ettirmeyin. Bir müsrik, sizin hosunuza gitse bile, mümin bir köle elbette ondan daha hayirlidir. Onlar sizi atese davet ederler, Allah ise, kendi izniyle cennete ve magfirete davet ediyor ve âyetlerini insanlara açikliyor. Umulur ki onlar hatirda tutup, ögüt alirlar.

Allah, sizi yeminlerinizde bilmeyerek ettiginiz lagiv (herhangi bir kasit olmadan, kanaate göre yanlis yere yapilan yemin)dan sorumlu tutmaz. Fakat kalbinizin kazandigi yalan yere yapilan yeminden sorumlu tutar. Allah çok bagislayicidir, çok halimdir.

Kadinlarindan îlâ edenler (onlara yaklasmamaya yemin edenler) için dört ay beklemek vardir. Eger bu yeminlerinden dönerlerse, süphesiz ki Allah çok bagislayicidir, çok merhamet edicidir.
آية رقم 227

Yok eger bosamaya karar vermislerse, süphesiz ki Allah söylediklerini isitir, kurduklarini bilir.

Bosanan kadinlar, kendi kendilerine üç adet süresi beklerler ve Allah'in rahimlerinde yarattigini gizlemeleri, kendilerine helâl olmaz. Eger Allah'a ve ahiret gününe inaniyorlarsa gizlemezler. Kocalari da, barismak istedikleri takdirde o süre içersinde onlari geri almaya daha layiktirlar. O kadinlarin, üzerlerindeki mesru hak gibi, kendilerinin de haklari vardir. Yalniz erkekler için, onlarin üzerinde bir derece vardir. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Bosamak (talak) iki defadir. Ondan sonrasi ya iyilikle tutmak veya güzellikle salmaktir. Onlara verdiklerinizden bir sey almaniz da size helâl olmaz. Ancak Allah'in çizdigi hudutta duramayacaklarindan korkmalari baska. Eger siz de bunlarin, Allah'in çizdigi hudutta duramayacaklarindan korkarsaniz, kadinin, ayrilmak için hakkindan vazgeçmesinde artik ikisine de günah yoktur. Iste bunlar, Allah'in çizdigi hudududur. Sakin bunlari asmayin, Her kim Allah'in hududunu asarsa, iste onlar zalimlerdir.

Kadinlari bosadiginiz zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artik kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salin. Yoksa haklarina tecavüz için zararlarina olarak onlari tutmayin. Her kim bunu yaparsa nefsine zulmetmis olur. Sakin Allah'in âyetlerini alay konusu edinmeyin, Allah'in üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle ögüt vermek üzere indirdigi kitap ve hikmeti hatirlayip, düsünün. Hem Allah'tan korkun ve bilin ki Allah her seyi bilir.

Anneler, çocuklarini, emzirmenin tamamlanmasini isteyenler için tam iki yil emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri ve giyecekleri geleneklere uygun olarak bir borçtur. Bununla beraber herkes ancak gücüne göre mükellef olur. Çocugu sebebiyle bir anne de, çocugu sebebiyle bir baba da zarara sokulmasin. Varise düsen de yine ayni borçtur. Eger ana ve baba birbirleriyle istisare edip, her ikisinin de rizasiyla çocugu memeden ayirmak isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eger çocuklarinizi baskalarina emzirtmek isterseniz vereceginizi güzel güzel verdikten sonra bunda da size bir günah yoktur. Bununla beraber Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah yaptiklarinizi görür.

Böyle kadinlara evlenme isteginizi üstü kapali biçimde çitlatmanizda veya gönlünüzde tutmanizda size bir vebal yoktur. Allah biliyor ki siz onlari mutlaka anacaksiniz. Fakat mesru bir söz söylemekten baska bir sekilde kendileriyle gizlice sözlesmeyin. Farz olan iddet sona erinceye kadar da nikâh akdine azmetmeyin (kesin karar vermeyin). Bilin ki Allah gönlünüzdekini bilir. Öyle ise O'nun azabindan sakinin. Yine bilin ki Allah çok bagislayicidir, çok yumusaktir.

Eger bir korku hâlindeyseniz, yaya veya binekli olarak giderken kilin, (korkudan) emin oldugunuz zaman da böyle bilmediginiz seyleri size ögrettigi sekilde Allah'i zikredin (namazlarinizi yine her zamanki gibi husû ile kilin).
آية رقم 241

Bosanmis kadinlar için de mesru ve gelenege uygun sekilde bir meta'(intifa hakki) vardir ki verilmesi, Allah'tan korkanlar üzerine bir borçtur.

Baksana, Israil ogullarinin Musa'dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir peygamberlerine: "Bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savasalim..." dediler. O da: "Size savas farz kilinirsa, acaba yapmamazlik eder misiniz?" dedi. Onlar: "Bize ne oldu da yurtlarimizdan çikarildigimiz ve çocuklarimizdan ayrildigimiz halde Allah yolunda savasmayalim?" dediler. Bunun üzerine savas kendilerine farz kilininca da onlardan pek azi hariç, yüz çevirdiler. Ama Allah, o zalimleri bilir.

Peygamberleri onlara: "Allah, size hükümdar olmak üzere Talût'u gönderdi." demisti. Onlar: "Ona bizim üzerimize hükümdar olmak nereden geldi? Oysa hükümdarliga biz ondan daha lâyikiz, ona maldan bir genislik, bir bolluk da verilmemistir." dediler. Peygamberleri de "Onu sizin basiniza Allah seçmis ve ona bilgi ve vücut bakimindan bir güç, bir genislik vermistir." dedi. Hem Allah, mülkünü diledigine verir. Allah'in rahmeti genistir, o her seyi bilir.

Peygamberleri, onlara sunu da söylemisti: Haberiniz olsun, Onun hükümdarliginin alâmeti, size o tabutun gelmesi olacaktir ki onda Rabbinizden bir sekine (sükûnet, gönül rahatligi), Musa ve Harun ailelerinin biraktiklarindan bir bakiyye (kalinti) vardir. Onu melekler getirecektir. Eger iman etmis kimselerden iseniz, bunda sizin için kesin bir ibret, bir alâmet vardir.

Talut, ordu ile hareket edince dedi ki: "Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse, benden degildir. Kim de onu tatmazsa, iste o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan baska (bu kadarina ruhsat vardir)." Derken içlerinden pek azi hariç, hepsi de varir varmaz ondan içtiler. Talut ve beraberindeki iman eden kimseler nehri geçtiklerinde. "Bizim bugün, Calut ile ordusuna karsi duracak gücümüz yok." dediler. Allah'a kavusacaklarina inanip, bilenler ise su cevabi verdiler: "Nice az topluluklar, Allah'in izniyle nice çok topluluklara galip gelmislerdir. Allah, sabirlilarla beraberdir."

Calut ve ordusuna karsi savas meydanina çiktiklari zaman da söyle dediler: "Ey Rabbimiz! Üzerlerimize sabir dök, ayaklarimizi sabit tut ve kâfirler topluluguna karsi bize yardim et!"

Derken, Allah'in izniyle onlari tamamen bozdular. Davud, Calut'u öldürdü ve Allah, kendisine hükümdarlik ve hikmet (peygamberlik) verdi ve ona diledigi seylerden de ögretti. Eger Allah'in, insanlari birbirleriyle savmasi olmasaydi, yeryüzü mutlaka bozulur giderdi. Fakat Allah, bütün âlemlere karsi büyük bir lütuf sahibidir.

O isaret olunan resuller yok mu, biz onlarin bazisini, bazisindan üstün kildik. Içlerinden kimi var ki Allah, kendisiyle konustu, bazisini da derecelerle daha yükseklere çikardi. Biz Meryem oglu Isa'ya da o delilleri verdik ve kendisini Rûhu'l-Kudüs (Cebrail) ile kuvvetlendirdik. Eger Allah dileseydi, bunlarin arkasindaki ümmetler, kendilerine o deliller geldikten sonra birbirlerinin kanina girmezlerdi. Fakat ihtilâfa düstüler, kimi iman etti, kimi inkâr etti. Yine Allah dileseydi, birbirlerinin kanina girmezlerdi. Fakat Allah diledigini yapar.

Allah'tan baska hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydir), bütün varligin idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Izni olmadan huzurunda sefaat edecek olan kimdir? O, kullarinin önlerinde ve arkalarinda ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun diledigi kadarindan baska ilminden hiç bir sey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamistir. Onlarin her ikisini de görüp gözetmek O'na bir agirlik vermez. O çok yücedir, çok büyüktür.

Allah, kendisine hükümdarlik verdi diye, Rabbi hakkinda Ibrahim'le tartisani görmedin mi? Hani Ibrahim, ona: "Benim Rabbim odur ki, hem diriltir, hem öldürür." dedigi zaman: "Ben de diriltir ve öldürürüm." demisti. Ibrahim: "Allah günesi dogudan getiriyor, haydi sen onu batidan getir!" deyince o inkâr eden herif sasirip kaldi. Öyle ya, Allah zalimler toplulugunu dogru yola iletmez.

Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki, bir sehre ugramisti, alti üstüne gelmis, ipissiz yatiyordu. "Bunu bu ölümünden sonra Allah, nerden diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti, "Ne kadar kaldin?" diye sordu. O da: "Bir gün, yahut bir günden eksik kaldim." dedi. Allah buyurdu ki: "Hayir, yüz sene kaldin, öyle iken bak yiyecegine, içecegine henüz bozulmamis, hele esegine bak, hem bunlar, seni insanlara karsi kudretimizin bir isareti kilalim diyedir. Hele o kemiklere bak, onlari nasil birbirinin üzerine kaldiriyoruz? Sonra onlara nasil et giydiriyoruz?" Böylece gerçek ona açikça belli olunca: "Simdi biliyorum ki, Allah her seye kadirdir." dedi.

Bir zamanlar Ibrahim de: "Ey Rabbim! Ölüleri nasil dirilttigini bana göster!" demisti. Allah: "Inanmadin mi ki?" buyurdu. Ibrahim: "Inandim, fakat kalbim iyice yatissin diye istiyorum." dedi. Allah buyurdu ki: "Öyle ise kuslardan dördünü tut da onlari kendine çevir, iyice tanidiktan sonra (kesip) her dagin basina onlardan birer parça dagit, sonra da onlari çagir, kosa kosa sana gelecekler ve bil ki, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir."

Bir tatli dil ve kusurlari bagislamak, arkasindan eza ve gönül bulantisi gelecek bir sadakadan daha hayirlidir. Allah, hiçbir seye muhtaç degildir, halimdir, yumusak davranir.

Ey iman edenler! Sadakalarinizi, basa kakmak, gönül kirmakla bosa gidermeyin. O adam gibi ki, insanlara gösteris için malini dagitir da ne Allah'a inanir, ne ahiret gününe. Artik onun hâli, bir kayanin hâline benzer ki, üzerinde biraz toprak varmis, derken siddetli bir sagnak inmis de onu yalçin bir kaya halinde birakivermis. Öyle kimseler, kazandiklarindan hiçbir sey elde edemezler. Allah, kâfirler toplulugunu dogru yola iletmez.

Allah'in rizasini aramak, kendilerini veya kendilerinden bir kismini Allah yolunda sabit kilmak için mallarini Allah yolunda harcayanlarin hâli ise, bir tepedeki güzel bir bahçenin hâline benzer ki, ona kuvvetli bir sagnak düsmüs de yemislerini iki kat vermistir. Böyle bir bahçeye yagmur düsmese bile mutlaka bir çisenti vardir. Allah, yaptiklarinizi görür.

Hiç biriniz ister mi ki, kendisinin hurmalik ve üzümlüklerden bir bahçesi olsun, altinda irmaklar aksin, içinde her türlü ürünü bulunsun da, kendi üzerine de ihtiyarlik çökmüs ve elleri ermez, güçleri yetmez küçük, zayif çocuklari olsun. Derken ona atesli bir bora isabet ediversin de o bahçe yaniversin. Iste Allah, âyetlerini size böylece açikliyor. Umulur ki, düsünürsünüz.

Seytan sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin seylere tesvik eder. Allah da lütfundan ve bagislamasindan birtakim vaatlerde bulunuyor. Allah'in lütfu genistir. O herseyi bilendir.

Riba (faiz) yiyen kimseler, seytan çarpan kimse nasil kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, "alisveris de faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alisverisi helal, faizi de haram kilmistir. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir ögüt üzerine faizcilige son verirse, geçmiste olanlar kendisine ve hakkindaki hüküm de Allah'a kalmistir. Her kim de yeniden faize dönerse iste onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardir.

Eger borçlu darlik içindeyse, ona ödeme kolayligina kadar bir süre taniyin. Ve bu gibi borçlulara alacaginizi bagislayip sadaka etmeniz eger bilirseniz sizin için, daha hayirlidir.

Ey iman edenler! Belli bir vade ile karsilikli borç alis verisinde bulundugunuz vakit onu yazin. Hem aranizda dogruluguyla taninmis yazi bilen biri yazsin. Yazi bilen biri, Allah'in, kendisine ögrettigi gibi yazmaktan kaçinmasin da yazsin. Bir de hak kendi üzerinde olan adam söyleyip yazdirsin ve herbiri yazarken Rabbi olan Allah'dan korksun da haktan birsey eksiltmesin. Sayet borçlu bir bunak veya küçük bir çocuk veya söyleyip yazdiramiyacak durumda biri ise velisi dogrusunu söyleyip yazdirsin. Erkeklerinizden hazirda olan iki kisiyi sahit de yapin. Sayet iki tane erkek hazirda yoksa, o zaman dogruluguna güvendiginiz sahitlerden bir erkekle iki kadin ki, birisi unutunca, öbürü hatirlatsin, sahitler de çagirildiklarinda kaçinmasinlar; siz yazanlar da az olmus, çok olmus, onu vadesine kadar yazmaktan usanmayin. Bu, Allah katinda adalete daha uygun oldugu gibi; hem sahitlik için daha saglam, hem süpheye düsmemeniz için daha elverislidir. Meger ki, aranizda hemen devredeceginiz bir ticaret olsun, o zaman bunu yazmamanizda sizin için bir sakinca yoktur. Alim satim yaptiginiz vakit de yine sahit tutun. Ayrica ne yazan, ne de sahitlik eden bir zarar görmesin. Eger onlara zarar verirseniz, o iste mutlaka size dokunacak bir günah olur. Üstelik Allah'dan korkun. Allah size ayrintilariyla ögretiyor ve Allah her seyi bilir.

Sayet siz sefer üzere olur bir kâtip de bulamazsaniz, o vakit alinmis bir rehin belge yerine geçer. Yok eger birbirinize güveniyorsaniz kendisine güvenilen adam Rabbi olan Allah'dan korksun da üzerindeki emaneti ödesin. Bir de sahitliginizi inkâr edip gizlemeyin, onu kim inkâr ederse mutlaka onun kalbi vebal içindedir. Her ne yaparsaniz Allah onu bilir.

Allah hiç kimseye gücünün yeteceginden baska yük yüklemez. Herkesin kazandigi hayir kendisine, yaptigi kötülügün zarari yine kendisinedir. Ey Rabbimiz, eger unuttuk ya da yanildiysak bizi tutup sorguya çekme! Ey Rabbimiz, bize bizden öncekilere yükledigin gibi agir yük yükleme! Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmeyecegi yükü de yükleme! Bagisla bizi, magfiret et bizi, rahmet et bize! Sensin bizim Mevlamiz, kâfir kavimlere karsi yardim et bize.
تقدم القراءة